Daha Fazlası

    Aşk’ın Biyolojisi

    Aşk’ın Biyolojisi

    Aşk yüzyıllar boyunca edebi eserlerde konu olmuş, dizi ile sinema dünyasını kasıp kavurmuş ve toplumumuzda yaşanan birçok olayın perde arkasında olan bir dürtüdür ve aşk basit bir duygudan ötedir . Peki biz neden aşık oluyoruz ve bu duygunun vücudumuzda yarattığı biyolojik değişimler nelerdir?

    Cinsellik aslında toplumumuzdaki bir tabudan ziyade cinselliğin biyolojideki temel işlevi soyu devam ettirebilmektir ve insanlardaki cinsel seçilimlerin daha sağlıklı olması aşk sayesinde olabilmiştir. Bu sayede de soyun devam etmesi de daha sağlıklı olabilmiştir.

    Aşk’ın Biyolojisi

    1- Çeşitli araştırmalara göre aşk için ilk uyaran dış görünüştür. Bunun devamında da bilinçaltımız da feromonlar denilen koku sinyalleri sayesinde bize biyolojik olarak en uygun olabilecek eşi seçmeye çalışır. Bundan sonrasında da beynin uyarmasıyla harekete geçen nörokimyasallar ve hormonlar salgılanmaya başlar. Yani buradan da anlaşılacağı üzerine aşık olan organ kalp değil beyindir. Aşık olduğumuzda kalp atışlarımızın artması ve yüzümüzle ellerimize ateş basıp terleme oluşmasının  sebebi; noradrenalin denilen bir nörotransmiter madde salgılanmasıdır.

    2- Aşık olduğumuz ilk anlarda beynimizde dopamin hormonu salgısı artar. Dopamin hormonunun diğer adı mutluluk hormonudur. Dopamin hormonunun salgısının artması aşık olunan kişiye olan takıntıyı meydana getirir yani bir tür uyuşturucu etkisi yaratır. Tabi bu aşk durumu bir yere kadar sürer. Çeşitli araştırmalara göre aşkın ömrü yaklaşık 2 3 senedir. Belli bir aşamadan sonra noradrenalin ve dopamin hormonlarının etkinliği ilk zamana göre ciddi bir azalma yaşar ve ilişki devam ederse endorfin gibi sevgi, huzur ve güven veren hormonlar eklenir. Eğer aşkın ilk anlarında çok etkili olan hormonlar kontrolsüz bir şekilde işleseydi, kalp hastalığı gibi birçok hastalıkla karşılaşabilme ihtimalimiz çok yüksek olurdu.

    3- Aşkla ilgili bir diğer madde ise serotonin hormonunun etkinliğidir. Bu hormon tokluk, ruh durumunun düzenliliği ve mutluluk düzeyimizle yakından ilgilidir ve aşkın ilk safhalarında serotonin seviyesi belirgin bir şekilde azalır. Serotonin hormonunun azalması, aşık olunan kişiyle bir araya gelebilme isteğini arttırır ve serotonin hormonu bütün mesaisini buna harcamaya başlar. Aynı zamanda aşk; insanlarda testosteron, androjen, progesteron, oksitosin ve östrojen gibi cinsellik hormonlarının da etkinliğini arttırır. Oksitosin hormonu aşk ve sadakat hormonudur ayrıca kadınların gebelik sürecinde etkilidir. Çeşitli araştırmalarda oksitosin ve testosteron seviyesinin insan ilişkilerinin üzerinde çeşitli etkileri ortaya çıkmış. Testosteron etkinliği fazla, oksitosin etkinliği az olan insanlarda tek bir kişiye bağlanma oranı daha az iken; testosteron etkinliği az olup oksitosin hormonu fazla olan kişilerde tek bir kişiye bağlı kalabilme oranı daha yüksektir. Yani bu durumu genelleyecek olursak erkeklerin kadınlara kıyasla tek kişiye bağlı kalabilme ihtimalinin daha az olabilmesinin biyolojik nedeni bundandır.

    Son olarak yapılan araştırmalara göre aşık olduğumuz kişiyi seçebilmemizde etkili olan faktörlerden biri de yakın çevremizdekilere benzeyen ve çocukluğumuzda bizi çok etkilemiş olan kişileri seçiyor olmamızdır. Bu konuyla ilgili birçok araştırma örnekleri mevcuttur ve araştırmalar halen devam etmektedir.

    Yazan: Yasmina YEGE

    Kaynak*

    YouTube Kanalımız

    Yasmina Yege
    Merhabalar ben Yasmina Yege. Yıldız Teknik Üniversitesi Fizik bölümünde hazırlık sınıfındayım aynı zamanda da İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde 2.üniversitemi de okuyorum. Bilimi, sosyal bilimleri çok seviyorum ve aynı zamanda da çeşitli sanat dallarıyla ve sporla da ilgileniyorum. Hayalim ülkem için çok güzel işler yapmak.

    Popüler Yazılar

    İlgili Yazılar

    Leave a reply

    Please enter your comment!
    Please enter your name here

    %d blogcu bunu beğendi: