Bilime Adamış Hayat: Marie Curie

İlklere doymayan, kendini bilime adamış bir kadın… Marie Curie

Marie Curie ve ya doğum adıyla Maria Salomea Skłodowska 1867’de Varşova’da dünyaya geldi.

O dönemde çarlık sistemi ile yönetilen Varşova’da kadınların üniversite okuyabilmesi ya da teknik eğitim alabilmesi için yurt dışında gitmesi gerekiyordu, ancak Endüstri ve Tarım Müzesi adı altında gizlice kadınlara eğitim veren Polonya okulu sayesinde Marie bir süre ülkesinde eğitim gördü, ve ardından Paris’e ablasının yanına giderek eğitimine burada devam etti.

1894 yılında yine önemli bir fizikçi olan Pierre ile tanışıp evlenmesiyle Marie, Sklodowska yerine “Curie” soyadını kullanmaya başladı.

1896 yılında öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra 1897’de, daha önce Henri Becquerel’in duyurduğu; uranyum tuzlarının yaydığı sonraları radyoaktivite olarak adlandırılacak, ışın üzerine detaylı araştırmalara başladı. 1898 yılının başlarında toryumun da bu ışınları yaydığını fark etti. ve bu noktadan sonra eşi Pierre ile bunun üzerine çalışmaya başladılar.

Temmuz   1898’de   Curie’ler    yeni      radyoaktif bir element olan ve uranyumun radyoaktif bozunmasından ortaya çıkan polonyumu bulduklarını duyurdular. Eylül 1898’de Fransız kimyacı Eugène Anatole Demarçay’ın spektroskopi yöntemi ile tanımlanmasına yardım ettiği, doğal radyoaktif element radyumu duyurdular.

Nobel Fizik Ödülü

Tüm bu çalışmalar devam ederken Marie, 1904 yılında doktorasını vererek Fransa’da gelişmiş bilim alanında doktora unvanı alan ilk kadın oldu. Aynı yıl radyoaktivite konusundaki araştırmalarından dolayı, Pierre Curie ve Becquerel ile paylaştığı Nobel Fizik Ödülü’nü alarak, tarihte Nobel Ödülü alan ilk kadın olarak adını duyurdu. Ardından polonyum ve radyum üzerine yaptığı çalışmalarla da 1911’de Nobel Kimya Ödülü’nü alarak yine bir ilke imza attı.

O dönem yoğun çalışmalar sürerken bir yandan da Radyumun dokuya verdiği zarar, araştırmacılar tarafından kabul edilmeye başlanmıştı. Aynı zamanda, radyumun etkisinin kötü dokulara uygulanarak tedavide kullanılabileceği fikri de doğmaya başlamıştı. Marie bu fikre öncülük etti. Kansere karşı çok etkili sonuçlar veren “radyoterapi”, uzun yıllar boyunca milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Ancak bu başarılı gelişmeler kimi spekülasyonları da beraberinde getirmişti. Ziftli su reklamları kozmetikte kullanılan radyum reklamları radyumun öldürücü etkisi ortaya çıkınca birdenbire durduruldu.

Örneğin 1930’lu yıllarda doktorlar, saat fabrikalarında çalışan işçilerin büyük bir bölümünde kanser vakalarına rastladılar. Küçük bir fabrikada, işçiler saat kadranına son şeklini vermek için radyum içeren boyalar kullanıyorlar ve bu işlemi, fırçanın ucunu dilleriyle yalayarak gerçekleştiriyorlardı. Sonuçta, işçilerin çoğu kemik kanserine yakalandı.

Aynı dönemlerde, Marie Curie de radyum tehlikesini fazlasıyla yaşamaya başladı. 1934’te çok ciddi şekilde rahatsızlanmıştı. Uzun yıllar üzerinde çalıştığı radyum nedeniyle kan kanserine yakalanmıştı ve çok geçmeden 4 Haziran 1934’te gözlerini hayata yumdu. Hastalığı, aşırı dozda radyasyona maruz kalmasına bağlandı. Öyle ki Curie’nin not defterleri bile o kadar çok radyasyona maruz kalmıştı ki, kurşun kaplı bölmelerde tutulup radyoaktif koruma altında incelenebildi.

Kozmos 1. Sayı

İlginizi çekebilecek videolar:

 

You may also like...

1 Response

  1. 21 Mayıs 2020

    […] yılında  ünlü fizikçi Lord Kelvin ( William Thomson ) fizik biliminde sona geldiğimizi düşünüyordu. Daha doğrusu , fiziğin ufukta gözüken iki küçük bulut […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: