Rosalind Franklin: DNA’nın Karanlık Leydisi

1953 yılında Nature dergisinde DNA’nın ikili sarmal yapısı makalesi yayınlandığında genetik şifrenin yapısı gün ışığına çıkmıştır. Bu büyük keşfin kâşifleri James Watson ve Francis Crick sansasyonel bir etki yaratmıştır. Ve kuskusuz Nobel ödülünü bu büyük başarılarıyla (!) elde etmişlerdir. Lakin genetik şifrenin yapısının çözümlenmesindeki en önemli pay sahibi olan Rosalind Franklin resmen bu basarinin gölgesinde kalmıştır.

Rosalind Elsie Franklin kimdir?

25 Temmuz 1920 de Londra’da doğmuştur. O dönemlerde kadınların daha çok yönlendirildiği botanik ve biyoloji dersleri yerine fizik ve kimya eğitimi verilen nadir okullardan biri olan St. Paul kız okulunda okuyarak çalışkanlığıyla on plana çıkmıştır. Franklin 15 yaşına geldiğinde ne olacağını artık biliyordu: O artık bilim insani olacaktı. Bankacı olan babası Franklin ise kızının yardım kuruluşlarında sosyal güvenlik uzmanı olarak çalışmasını istiyordu. Buna rağmen eğitimini 1941 yılında Newnham kolejinde tamamlamıştır. 1945 yılında da Cambridge Üniversitesinde fizik ve kimya dalında doktora derecesi almıştır. Daha sonrasında Fransa’ya giden Franklin 1947-1950 yılları arasında Devlet Kimya Hizmetleri Merkez laboratuvarında X ışınları kristolografi yöntemi üzerine çalıştı. Bu yöntem, kristal içindeki atomların dizilişinin belirlenmesini sağlar. Kristale gönderilen x ışınlarının dalga boyları kristal içindeki atomların arasındaki uzaklığa yakın olduğundan x-ışını bu atomların dizilişine göre değişik açılarda farklı şiddetlerde kırınıma uğrar. Böylelikle kristaller içindeki elektron yoğunluğunun resmi çıkartılarak kristaldeki atomların konumları, boyutları, kimyasal bağları gibi kristalin yapısal özellikleri saptanabilir. (Tuz, metal, mineral gibi birçok organik ve inorganik madde kristal yapıda olduğundan birçok bilimsel alanda kristolografi kullanılmıştır. Bu yöntem halen yeni maddelerin ve benzer özellikler gösteren maddelerin atomik yapısının bulunmasında kullanılmaktadır.)

ROSALİND FRANKLİN VE DNA

 1950 yıllarında King’s College London da Tıbbi Araştırmalar Konseyi biyofizik komitesinde araştırmacı olarak DNA üzerinde kristolografi çalışmalarına başladı. Aynı üniversitede Maurice Wilkins de DNA molekülünün x-ışını kırınımı analizi yapmaktaydı. Franklin ve doktora öğrencisi Gosling, DNA’nın iki formunun olduğunu keşfetti: nemin yüksek olduğu (ıslak) koşullarda DNA fiberi uzun ve ince, kuru koşullarda ise kısa ve şişman halde bulunuyordu. Bu formlara sırasıyla ‘B’ ve ‘A’ formları adı verildi. Wilkins B formu, Franklin ise A formu ile çalışmalarına devam ettiler. Franklin 6 Mart 1953’te Crick ve Watson modellerini tamamlamadan bir gün önce Acta Crystallographica dergisinde DNA’nın ikili sarmal yapısı hakkında makale yayınlandı.

JAMES WATSON VE FRANCİS CRİCK

Linus Pauling bazı protein çeşitlerinin sarmal yapıda olduğunu göstermişti ve çalışmalarını DNA molekülü üzerinde devam ettiriyordu. Bu dönemde DNA’nın şeker-fosfat zincirine eklemlenmiş dört temel bazdan oluştuğu biliniyordu. Bazı proteinler de sarmal yapıda olduğu gösterildiğine göre DNA da sarmal olabilirdi ancak nasıl bir sarmal olduğu araştırma konusuydu. Ocak 1953’te Pauling DNA’nın üçlü sarmal bir yapıda, temel bazların ise dışarda durduğu bir modeli sundu. Ancak bu model doğru değildi.

Bunun üzerine 1953 yılının Ocak ayında, Pauling’in doğru olmayan modeliyle King’s College’e giden James Watson, yardım almak istediği Wilkins’i ofisinde bulamayınca Franklin’e giderek Pauling hatasını düzeltmeden işbirliği yapmaları gerektiğini söyler. Bu konuşma esnasında Franklin’in, elindeki verileri nasıl yorumlaması gerektiğini bilmediğini iddia eden Watson’a sinirlenmesi üzerine geri çekilen Watson, Wilkins’i bulur. Bundan sonra olacaklar ise DNA tarihini değiştirecektir. Franklin’in X isini kırınımı ile fotoğraflamış olduğu DNA molekülü ile ilgili çalışmaları Wilkins tarafından Watsona verilir. Böylelikle Watson ve Crick DNA’nın sarmal yapısını inşa etmeye başlamış olurlar. Crick’in tez danışmanı olan Max Perutz, Franklin’in Tıbbi Araştırmalar Konseyi biyofizik komitesine ziyaretinin raporunu Crick’e verir. Franklin’in kristolografik hesaplamalarını da içeren bu rapor, kırınım fotoğrafının ardından Franklin’in haberi olmaksızın Cambridge ekibinin DNA bulmacasını çözmesini sağlayan ikinci büyük katkı olur. Franklin’in Acta Crystallographica’da iki A formu makalesinin çıkmasından bir gün sonra, 7 Mart 1953’te Watson ve Crick modellerini tamamlarlar.

VERİLMEYEN NOBEL ÖDÜLÜ

Rosalind Franklin’in ölümünden 4 yıl sonra Watson, Crick ve Wilkins DNA’nın yapısını çözdükleri için 1962’te Fizyoloji ve Tıp Nobel ödülü aldı. Wilkins ise DNA kırınım çalışmalarını başlattığı için Nobel ödülüne dâhil edildi. Rosalind Franklin yaptığı çalışmalarla DNA’nın ikili sarmal yapısında öncü olmuş olsa da her zaman yapılan konuşmalarda gölgede bırakılmıştır, ismi anılmamıştır. İkili Sarmal isimli kitabında Rosalind Franklin’i anlatan James D. Watson Rosalind Franklin’den en yakınlarının dahi hitap etmediği şekilde ‘Rosy’ olarak bahsetmesi ve huysuz bir kadın olarak resmetmesi, Franklin’in yakın arkadaşı Anne Sayre tarafından eleştirilmiştir.  Boğaziçi Üniversitesi’nde konuşma yapmak için gelen James Watson, yine Rosalind Franklin’i ters ve soğuk bir insan olarak nitelendirdikten sonra “Franklin çalışmalarından dolayı yeterince ödüllendirildi mi” sorusuna “başarısızlık için ödüllendirilmezsiniz” şeklinde bir cevap verdi. Rosalind’e haksızlık yapıldığı eleştirileri ile Watson aynı fikirde değil. “B form resmi 8 ay masasının üstünde durmuş ama ondan bir şey çıkaramamış. Sarmal bir modeli baştan reddettiği için doğruyu bulamamış. Doğruyu biz bulduk.” diye cevap veriyor. Rosalind’e kredi veriyor ama Nobel’i hak etti denemez demiş olduğu söyleniyor. Watsona tepki gösteren Franklin in arkadaşlarının yorumlarına göre Franklin’in hayat dolu, enerjik, kapalı kapılar arkasında oturmayı sevmeyen, kararlı, tutkulu ve tam bir bilim aşığı olduğu ve Nobel ödülünü hak edenlerden birinin de Franklin olduğu söyleniyor.

 

Kaynak:

İkili Sarmal; Dna Yapı Çözümünün Öyküsü/James D. Watson

www.bilimania.com – DNA’nın Babası Watson İstanbul’daydı

Yazan: Selim ÖZTEMEL

Selim Öztemelhttps://cilginfizikcilervbi.com
Çılgın Fizikçiler ve Bilim İnsanları kurucusu, yazarı, YouTube kanalı editörü.

Popüler Yazılar

Gökbilimciler Dünyanın Kesin Ölüm Tarihini Hesaplamayı Başardılar

Gökbilimciler Dünyanın Kesin Ölüm Tarihini Hesaplamayı Başardılar Bilim insanları çalışmalarında, gezegenlerin yapısı dışında, yaşanabilir bölgede geçirdikleri zaman ve oradan tekrar ayrıldıkları zamanla da ilgilenirler....

Güneşin 2,5 milyon katı parlaklığındaki Yıldız Kayboldu

Güneşin 2,5 milyon katı parlaklığındaki Yıldız Kayboldu Bilim insanları 2019 yılında Güneşin 2,5 milyon katı parlaklığındaki büyük kütleli bir yıldızın ortadan kaybolduğuna tanık olmuşlardı. Astrofizikçilerden oluşturulan...

NASA’dan Çılgın Kampanya

NASA’dan Çılgın Kampanya Bir değil, iki değil, üç değil, dört değil tam yedi yeni gezegen bir arada. NASA tek bir yıldız etrafında dönen yedi dünya benzeri...

Uzayda Bile Yaşayabilen Hayvan: Tardigrad

Uzayda Bile Yaşayabilen Hayvan: Tardigrad -272 °C ila yaklaşık 150 °C arasında değişen sıcaklıklara dayanabilen, radyasyonlu ortamda hatta uzay boşluğunda bile hayatta kalabilen bir hayvan...

İlgili Yazılar

2 Comments

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here

%d blogcu bunu beğendi: