Edebiyata Adanmış Bir Ömür: Yaşar Kemal

1997 yılının bir pazar gecesi bütün Alman medyası bir Türk’ten bahsetti. Herkes bir Türk’ü alkışladı. Almanya’nın en prestijli gazetelerinde, televizyonlarında röportajlar yayımlandı. Bu Türk Yaşar Kemal’den başkası değildi. Uluslararası alanda en çok ödül alan Türk tanınırdan biri olan Yaşar Kemal, edebiyatımızın da mihenk taşlarından biridir. 

1947 yılında daha 20’li yaşlarında kendi büyüdüğü topraklardan yani Çukurova’dan bir karakter yaratmış adını İnce Memed koymuştu. Önceleri Cumhuriyet gazetesinde tefrika halinde yayımlanan İnce Memed sonrasında 40 dile çevrilen bir baş yapıt haline geldi. Ağalık sistemine karşı mücadele ve köylünün özgürleştirilmesi uğruna eşkıyalığı seçen bir kahramanın destansı hikayesini anlatıyordu. İnce Memed eşkıyalığı irdeleyen sıradan bir başkaldırı romanı değildir; yöre halkının direnme gücünün ve toplumsal yapının değişmeye başladığını da vurgular.  

Yazarını Dünya Edebiyatı’na taşıyan ilk roman olmakla birlikte 4 cildi bulmuştu. Yazarı Yaşar Kemal’di. Yazıya adanmış, yazıya layık olmuş bir hayatın adı. “İpe çekeceklerini bilsem yine yazmaya devam ederdim.” diyebilecek kadar yazı sevdalısı. Hayatı romanlara, romanları hayata aktaran edebiyatın koca çınarı. “Çok bela geçti Çukurova’da başımdan, hapishanede yattım, işkenceyi orada gördüm, orada aşağılandım, orada yoksulluk çektim, orada zenginlik gördüm, en güzel günleri orada, en kötü günlerimi de orada yaşadım” diyen heybetli Çukurova’lı. 

Yaşar Kemal İnce Memed’den sonra çokça roman, hikaye yazdı. Her defasında şaşırtıyor, devleşiyordu. Ağrı Dağı Efsanesi’nde bir aşk olayını sembolize ederek, baskı karşısında halkın dayanışma gücünü, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’da bir halk hikayesinden yola çıkarak, sömürülenlerle sömürenlerin savaşımı, çelişkileri simgesel bir anlatımla yansıtır.  

Yaşamak için yazan değil, yazmak için yaşayan bir yazardır Yaşar Kemal. Otuza yakın roman yazmasına rağmen hayatı boyunca hep romanlarla doludur kafasının içi. Hani yazmak değildir de derdi, aklında daima kendisini meşgul eden bir şeylerin olmasıdır. Yeter ki romanlarıyla birlikte yaşamayı sürdürebilsin. Romanlara bu kadar bağlı olmasına rağmen edebiyattan önce aşıklık serüveni ile başlamıştır ünlenmeye. Daha sekiz yaşında bölgedeki aşıklar gibi şiir söylemeye başlamış, ünü yakın köylere yayılmıştır. Romanlarında, hikayelerinde de sıklıkla yer vermiştir şiirlere, türkülere… 

Üç Anadolu Efsanesi’nde halk hikayeciliği geleneğinden esinlenerek, sözlü gelenekte var olan Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik hikayelerini yeniden yazar. Üç türkü, üç mücadele, üç yiğit, üç güzel, üç aşk… Bir at, bir saz, bir geyik, bir de o muhteşem Anadolu.  

Yaşar Kemal… O bir anlatıcı. Anlattığı; doğa ve insanoğlunun olağan üstü buluşması. Anadolu’nun anaç, sırlarla dolu coğrafyası, sıradan ama ölümsüz kahramanlar, hoyratlık, çaresizlik, acımasızlık ve yalnızlık… 

Tabii ki insanı insan yapan erdemler, sevgi, umut ve barış. Hayallerin, ümitlerin yetmediği yerde ise duyarlı bir yurttaş ve düşünce adamı olarak ülkesindeki çelişkilere, yalanlara ve korkulara dair bir çift söz. Haksızlığa, şiddete karşı bir çift söz… 

Yazan: Yaren YAKUT

Kaynak*

Gözüyle Kartal Avlayan Yazar: Yaşar Kemal / Zülfü Livaneli

YouTube Kanalımız 

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here