Daha Fazlası

    Fârâbî Kimdir?

    Fârâbî Kimdir?

    Tam adı Ebû Nasr Muhammed bin Muhammed el-Fârâbî olan, ismini Batı dünyasında Alpharabius olarak andıran, İslam’ın Altın Çağı’nda yaşamış ünlü filozof ve bilim adamı Fârâbî…

    870 yılında Kazakistan’ın Farab şehrinde dünyaya gelen Fârâbî (bazı kaynaklara göre ise Büyük Horasan’daki Faryab şehrinde dünyaya gelmiştir) aynı zamanda mantıkçı ve müzisyendir.

    Fârâbî’nin etnik kökeni hakkındaki bilgi de tartışmalıdır. Türk asıllı mı Fars asıllı mı olduğu konusunda kaynaklarda net bir bilgi bulunmamakla birlikte günümüzde halen tartışma konusudur. Fakat çoğu kaynakta geçen bilgiye dayanılarak Türk asıllı olduğu kabul görülür.

    Fârâbî’nin yaşamını nasıl geçirdiğine dair yeterli sayıda ve net bir seviyede bir kaynak olmaması ile birlikte var olan kaynaklardaki bilgi Fârâbî hakkında bilgi edinilebilmesi için yeterli düzeydedir.

    Gariptir ki Fârâbî’nin özellikle felsefe ve bilim dünyasında önemli bir etkisi olmasına rağmen o dönemde bulunan hiçbir araştırmacı Fârâbî ile ilgili biyografi yazmamıştır. Daha sonraları Arap biyografi yazarları Fârâbî hakkında kapsamlı bir biyografi yazmak istediklerinde ellerinde bulunan bilginin az olmasından kaynaklı olarak; Fârâbî hakkında bilinen küçük detayların üzerine kurulan tahmini öykülerden, taraflı olarak yazılmış yazılardan, bir dizi uydurma öyküler hatta efsaneler ortaya çıkmıştır. Bu yüzdendir ki yaşamına ve ölümüne dair çok sayıda yazı aktarılmış olmasına rağmen bunların hiçbiri güvenilir değildir.

    Fârâbî’nin Yaşadığı Dönem, Eğitimi ve Kişiliği Hakkında

    Fârâbî’nin yaşadığı dönemde bulunduğu çevre içerisinde nasıl bir düşünce sistemi olduğu ve Fârâbî’nin bundan nasıl etkilendiği açık ve net değildir.

    Yaşadığı dönem ve sonra ise kültürel atmosferin oldukça kozmopolit olduğu bir dönemdir. Böyle bir atmosferin içinde inanç farklılıklarına bakmaksızın her kişinin düşüncesi yer edinmekteydi çünkü o dönemde yaşayan âlimler kadim ilimlerin tüm insanlığın ortak malı olduğunu ve hiçbir gruba mal edilemeyeceğini savunmaktaydı.

    Eğitimini ise özellikle Bağdat’ta hıristiyan din adamı ve âlim olarak bilinen Fârâbî’nin de anlatımıyla dünyevi zevklerden el etek çekmiş, kendisini kiliseye ve dini görevlere adamış Yuhanna bin Haylan ile mantık üzerine çalışarak geçirdiği bilinmektedir. Aynı zamanda Aristo’nun eserlerini Arapçaya tercüme edenlerden biri olan Ebu Bişr Metta’nın yanında da mantık eğitimi aldığı rivayet edilir.

    Fârâbî’nin İbn Serrac’dan Arapça gramer eğitimi aldığı ve buna karşılık ona mantık dersleri verdiği bilinmektedir. İbn Serrac’dan aldığı eğitim ile birlikte daha sonraki çalışmalarında Arapçadaki edatların kapsamlı listelerini yapmış ve Arapçayı tüm mantık argümanlarını ifade edilebilir biçimde genişletmeye çalışmıştır.

    Fârâbî’nin hıristiyan âlimlerle olan ilişkisi İslam dünyası ile Yunan felsefesi arasındaki en erken bağlantılardan birini oluşturmuştur.

    Dil öğrenme konusunda kendisi geliştiren, birçok ülke dolaşıp uzun yolculuklar yapan Fârâbî’nin 70 dil bildiği rivayet edilir fakat bir yandan da bu sayı abartılı görülür.

    Fârâbî, Corbin’e göre derin boyutlu dinci ve gizemci bir zekâdır. Büyük bir sadelik içinde yaşayan Fârâbî’nin üstünde sufilerin giysilerini taşıdığı bilinmektedir. Yalnız kalmayı seven bir yapısının olması dışında dünya gürültüsünden uzaklaşıp iç alemi ile baş başa vakit geçirdiği ayrıca müziğe olan ilgisinden kaynaklı olacak ki musiki meclislerine büyük bir zevkle katıldığı Fârâbî hakkında bilinen bilgiler arasındadır.

    Eserleri

    Yaşamı boyunca felsefe, matematik, tıp, müzik mantık, psikoloji ve genel bilimler hakkında 100’ün üzerinde kitap yazan Farabi bu eserlerin bazılarının yalnızca bir konu hakkında bazılarını ise çeşitli konulardan oluşan risalelerden (kısa inceleme yazılarından) oluşturmuştur.

    Günümüze kadar çok az bir kısmı bizlere ulaşan belli başlı eserlerinden bazıları şunlardır:

    – El-Medînetü’l-Fâzıla
    – Es-Siyâsetü’l-Medeniyye
    – Kitâbü’l-Mille
    – İhsâ’ü’l-‘Ulûm
    – Tahsîlu’s-Sa’âde
    – Et-Tenbîh ‘alâ Sebîli’s-Sa’âde
    – Fusûlü’l-Medenî
    – El-Cem’ Beyne Re’yeyi’l-Hakîmeyn
    – El-İbâne ‘an Garazi Aristotâlîs fî Kitâbi Mâ Ba’de’t-Tabî’a
    – Me’âni’l-‘Akl
    – Risâle fîmâ Yenbagi en Yükaddem Kalbe te’allümi’l-Felsefe
    – ‘Uyûnü’l-Mesâ’il
    – Fusûsü’l-Hikem
    – Et-Ta’lîkat
    – Kitâbü’l-Hurûf
    – Kitâbü’l-Burhân                                                                                                  

    Farabi’nin çok sayıdaki eseri büyük filozofların eserlerini tanıtma ve açıklama niteliğindeki metinlerden oluşmaktadır. Örneğin İbn-i Sina Aristo’nun metafiziğini 40 defa okuduğunu ancak anlayamadığını, tam umudunu kaybettiği sırada Farabi’nin bu konudaki eserini okuyunca anlayabildiğini anlatmıştır.

    Fârâbî hiçbir zaman politikacı veya devlet kademelerine yönetici olmayı düşünmemiştir. Fakat Platon’un Devlet adlı yapıtının da etkisi ile inandığı yönetim sistemi üzerine politikaya dair ve devlet politikasıyla ilgili kitaplar kaleme almıştır. Bu kitaplarda bir devletin nasıl yapılanması gerektiğini, yöneticilerin ne gibi özellikler taşıması gerektiğini açık ve net bir şekilde kaleme alarak belirtmiştir.

    Bağdat şehrinde yıllarını geçiren, eğitim alanındaki çalışmalarını daha çok burada sürdürmüş olan Fârâbî daha sonraları burada öğrenci yetiştirmiştir.

    Fârâbî’nin İkinci Öğretmen Unvanı Alması

    İslam düşünürleri tarafından felsefenin başlangıcı ve önemli adı olarak gördükleri Aristoteles’e birinci öğretmen unvanı verilmiştir. Farabi Aristoteles’in çoğu yapıtının çevirisini yapmıştır.

    Eğer bilime inanmazsak bir arpa boyu bile yol alamayacağımızı düşünen Fârâbî bu nedenle Aristoteles’in bilim adına Platon’dan daha önemli görüşleri olduğunu düşünmüş ve kendisi de aynı görüştüğü olduğu için Aristo’nun yapıtlarına ve eserlerine daha çok önem vermiştir.

    İslam düşünürleri tarafından Aristoteles’in görüşlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için ise eserlerini çevirmiş ve yorumlamıştır.

    Kısacası Aristo’nun görüşleriyle İslam felsefesini birleştiren çalışmalar yapmış ve bu konunun üzerinde çok uğraş vermiştir.

    Dinler reddedilemeyen bilgiler içerdikleri ve sorgulanamayan kurallar koydukları için çoğu kez bilimin önünde bir engel gibi görünür. Çünkü felsefe bilginin kesin ve değiştirilemez olmasının kabul etmez. Düşünürlerin asıl işi de bilgiyi sorgulamaktır.

    Aynı durum bilim için de geçerlidir. Gerçekten de ulaşılan her bilimsel bilgi çeşidi deneylerle birçok kez sorgulanır ve aksi ispatlandığında geçersiz hale gelir. Milattan önceki yüzyıllarda dinsel baskıları olmadığı için düşünürler ve bilim adamları rahatça çalışabilmekte ve düşüncelerini ortaya koyabilmekteydiler. Ancak Avrupa’da hıristiyanlığın kabul edildiği milattan sonra 1. yüzyılda bilim ve felsefe alanındaki çalışmaların neredeyse tamamı 15 yüzyılda yaşanacak Rönesans dönemine dek durmuştur. Çünkü yapılan bilimsel çalışmaların ve felsefi tartışmaların hıristiyanlığa aykırı olduğuna inanılmış bu yönde çalışmaları olanlar ise engizisyon mahkemeleri tarafından şiddetle cezalandırılmıştır.

    Oysa İslam dini diğer dinlere nazaran bilime ve araştırmaya önem verirdi. İşte bu nedenle Fârâbî’nin yaşadığı dönemde başlayan bilimsel ve düşünsel çalışmalar ile 10. yüzyıldan 15. yüzyıla dek matematik, gök bilimi, kimya, felsefe ve diğer birçok alanda Doğu en parlak dönemini yaşamıştır.

    Buna karşılık Batı’nın karanlık yüzyılları olarak da görebileceğimiz milattan sonra 15. yüzyıla dek geçen dönemde, Avrupa, felsefenin başlangıcı olarak kabul ettiğimiz Yunan düşünürlerinden habersiz yaşamıştır. Kendisini Fârâbî’nin öğrencilerinden biri kabul eden İbn-i Rüşd 13. yüzyılda Avrupalıların daha kolay haberdar olabilecekleri bir bölge olan Endülüs’te yaşadığı için ancak onun çalışmaları sayesinde Avrupalılar Aristoteles’i ve Platon’u tanıyabilmişlerdir.

    İbn-i Rüşd ise bu düşünceleri Fârâbî’nin kitapları aracılığıyla öğrenmiştir. İşte bu yüzden Fârâbî’ye Aristoteles’ten sonra gelen en önemli düşünür anlamına gelen ikinci öğretmen adını vermişlerdir. Yalnızca Aristo’nun düşüncelerinin yayılmasını sağladı için değil o düşünceleri yeniden yorumladığı ve İslam felsefesi ile birleştirmeyi başardığı için Fârâbî’ye bu ad layık görülmüştür.

    Sonraki Döneme Etkisi

    Fârâbî’nin sonraki dönemlere de etkisi büyük olmuştur. Bilim insanları üzerindeki etkisine örnek olarak Fârâbî’den çok etkilenen Batı dünyasında Alhazen diye tanınan fizikçi İbn-i Heysem’i verebiliriz. İbn-i Heysem ışık hızı ile uğraşırken algı üzerinde psikolojik çalışmalar yapmış ve kuşkuculuğa düşmüş bundan ise ancak Fârâbî’nin bilgi felsefesi sayesinde kurtulmuştur. Fârâbî’nin bilgi felsefesinde suret cismin hem kendisinde hem de beynimizde vardır. Böylece cisimden çıkan ışınlar gözümüzle alınıyor şeklin bilgisi ise akıldan geliyordur.

    Fârâbî’nin yüzden fazla kitabının büyük bir bölümü İbranice ve Latince başta olmak üzere pek çok dile çevrilmiştir. Albertus Magnus ve St.Thomas felsefesinin Fârâbî’nin bir tekrarı olduğu bilinmektedir.

    Fârâbî’nin din felsefesine ilişkin görüşleri İbni Sina tarafından benimsenip geliştirilmiş bu görüşler Yahudi düşünür İbni Meymun tarafından Avrupa’ya taşınmış Yeni Çağ düşünürü Spinoza tarafından da kullanılmıştır.

    Vefatı

    Hayatının kalan günlerini Halep ve Şam kentleri arasında dolaşarak geçiren Fârâbî, 950 yılının Aralık ayında 80 yaşında Şam’da vefat etmiştir. Cenazesine dönemin önde gelen 16 devlet büyüğü katılmıştır.

    Fârâbî hiçbir zaman öğrenmeye olan açlığını bastıramamıştır. Ne kadar yaşlanmış olsa bile içinde bilgiye aç meraklı bir çocuk kalmıştır. Yaşamı boyunca birçok bilim alanında çalışmış ve gerisinde 100’ü aşkın eser bırakmıştır.

    “İnsan kusursuz bir varlık değildir ve bilgisi hep eksiktir.”                                                                                                                                                                           -Fârâbî

    Sevgiyle ve bilimle kalın…

    Yazan: Berra KADIOĞLU

    Kaynak*

    Kaynak**

    Kaynak***

    YouTube Kanalımız

    Berra Kadıoğlu
    Varoluşu bilimle açıklama konusunda araştırmalar yapan, bilimi seven, bilimle uğraşan biri.

    Popüler Yazılar

    İlgili Yazılar

    Leave a reply

    Please enter your comment!
    Please enter your name here

    %d blogcu bunu beğendi: