Gündelik Hayat: Sıkıntı ve Muğlaklık

Şu sıcak yaz günlerinde hepimizin hayal ettiği şöyle güzel bir tatil. Ama maalesef hayatın bize dayattığı ve bizim yaşamımızı devam ettirmek için yapmak zorunda olduğumuz sorumluluklarımız bulunuyor. Kimisi yaz okulunda, kimisi sabahın erken saatlerinde başlayan işinde…

Hayat her gün biraz daha zor ve biz hayatta kendimize yer bulmak için sürekli bir yarış halindeyiz.

Peki Günlük Hayat Kısaca Nedir?

Gündelik hayat negatif ve pozitif olarak iki yönüyle ele alınmaktadır. Ben bu yazımda sadece negatif kısmına değineceğim.
Negatif tarafı gündelik hayat alışkanlıklarına, sıkıcı ve donuk dünyayı ele alır.

Gündelik Hayatın Negatif Yönü 

Ben Highmore’a göre gündelik hayat tekrara dayalı ve monoton bir şekilde gerçekleşen faaliyetler bütünüdür. (Her gün yemek yemek,  bir gününün diğeriyle aynı olması gibi.) Sıkıntı (boredom) kavramını ise gündelik hayatın bezidirici doğasını nitelenek için kullanır. Gündelik hayatın içinde en baskın duygu olarak beliren sıkıntı, zihni ve bedeni yorarak gündelik hayatın kendisini daha kuşatıcı olarak dayatmasına sebep olmaktadır. Tüm güzel ve estetik öğeleri yok eden sıkıntı, her şeyi usandırıcı hale getirmektedir.

Siegfried Kracauer ise sıkıntı ile ilgili yaptığı çalışmada, bu ruh halini gündelik hayat işe birlikte düşünmüş. Bir insanın sıkılmadığını söyleyebilmesi için var olmaması gerektiğini söylemiştir. Ancak bir insanın sıkılabilmesi için boş zamana ihtiyacı var. Fakat modern dünya da modern bireyin böyle bir lüksü bulunmamaktadır. Boş zamanı bile kapitalist üretim ve tüketim zinciri içerisinde programlanmış olan bireyin hayatına hükmeden sürekli bir sıkıntı döngüsüdür. Bu döngü içerisinde, bir hedefsizlik durumuna eşlik eden sıkıntı hali gündelik hayatın merkezine yerleşmektedir.*

Michael Gardiner,  gündelik hayatın bilgisinin bilim, sanat ve felsefenin uzmanlaşmış bilgisi karşısında değerden düşürülme eğiliminde olduğunu belirtir.

Gardiner’e göre, gündelik hayatı negatif yönleriyle kavrayan bu yaklaşımlar, gündelik olanı bayağı ve sıradan olanın alanına itmekte ve bilimsel bilgiyi gündelikten farklı bir alanda konumlandırmaktadırlar. Oysa gündelik hayat, bütün bir yaşamın temel dokusu olarak onun tüm farklılık ve çelişkilerini kuşatmaktadır. Gündelik, sadece uzmanlaşmış faaliyetler çıkarıldığında geriye kalan değildir. Aksine, hem var olan hem de geride kalandır.

Martin Heidegger’de, gündelik hayatı sıkıntı ile ilişkisi üzerinden değerlendirmiştir.  Heidegger’e göre, gündelik hayat ortalama bir yerde durmaktadır ve hiçbir zaman üzerinde durmayı gerektirmeyen önemsiz bir alanı oluşturur.  Gündelik hayat, aslında bir hiçlik halidir. Bu önemsizlik ve hiçlik hali, sıkıntı duygusuyla birlikte düşünülebilir. Heidegger’in felsefesinden etkilenen Maurice Blanchot, gündelik hayata yönelik benzer bir yaklaşım geliştirmektedir. Buna göre, gündeliğin içinde yaşanılır  ancak tam anlamıyla kavranamaz. Sadece dairesel bir biçimde bireyi çevreler ve birey, kaçınılmaz olarak gündelik hayatın içerisinde yer alır.

Lefebvre’ye göre gündelik hayat, usanç verici ve bıktırıcı görevleri, insan ruhuna yönelik aşağılamaları da kapsar. Gündelik hayatın tüm yükünü omuzlayan sıradan aktörler üzerindeki aşağılama pratikleri gündelik hayatın sefaletine vurgu yapar.
Lefebvre, gündelik hayatı tanımlarken bu sefaleti belirten muğlaklık (ambiguity)kavramını geliştirmiştir. Buna göre, modern öncesi toplumlar modern toplumların sahip olmadığı bir üsluba sahiptir. Modern dönemde ise, insanlar üslup arayışındadırlar; ancak bu üslup yitirilmiştir. Böylece, modern dönemde gündelik hayatın en belirgin özelliği muğlaklık; yani belirsizlik olarak açığa çıkmaktadır.

Yazıma Lefebvre’nin şu sözlerine yer vererek bitirmek istiyorum.
Bu dünya ne yanlış ne doğrudur. Bu bir mikro kozmostur. Küçük ama kendi sakinleri için uçsuz bucaksız, belki de sonsuz bir evren. Muğlaklık, herhangi bir şeyden bir diğerine rastgele geçmeyi sağlar. Mutfak periler âlemi olur; moda temsilleri ile ünlü yıldızın ya da Doğu prensesinin gönül yaralarının hikâyesi arasında, fantastik masallar olağanüstü bir yemek tarifi gibi okunur. Mistifikasyon mu? Mitleştirme mi? Hayır. Hem daha azı hem daha çoğudur, daha iyisi ve daha kötüsüdür. Muğlaklığı bilmeyen muğlak bir bilincin sömürdüğü gündelik hayatın muğlaklığıdır bu.”

Yazan: Derya Naz ALTUĞ

Kaynak: GÜNDELİK HAYATIN DÖNÜŞÜMÜNDE BİR İMKÂN OLARAK TOPLUMSAL MUHALEFETİN DEĞERLENDİRİLMESİ: CUMARTESİ ANNELERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMAAyşem SEZER ŞANLI

YouTube Kanalımız

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here