Daha Fazlası

    Hisseden Beynin Düşünen Beyinle Savaşı

    Hisseden Beynin Düşünen Beyinle Savaşı

    Bazen, özellikle de önemli kararlar almak üzereyken kendimizi hem zihinsel hem duygusal anlamda çökmüş hissederiz ve o anlarda hiçbir çıkış yolu yokmuş gibi gelir. Böyle bir durumda mantığımızı mı dinleyeceğiz yoksa hislerimizi mi? sorusunu birçoğumuz kendimize sormuşuzdur. Oysa ki asıl cevaplamamız gereken soru bu değildir;

    İki beynimize birden nasıl hitap edebiliriz? Düşünen beynimizle hisseden beynimizi nasıl ortak paydada buluşturabiliriz?

    Şimdi bu sorulara biraz daha yakından bakalım;

    Öncelikle insan beyni temelde iki ana ‘beyin’ den oluşmaktadır.

    Düşünen beyin (akıl, dikkat, hafıza, mantık, hesap yürütme) ve Hisseden Beyin (duygular, sezgiler, içgüdü)

    İki beynin de hem güçlü hem zayıf yönleri vardır ve sağlıklı bir insanda iki beyin birbiriyle işbirliği içindedir.

    Düşünen beyin bir kas gibi çalışır; zaman içinde güçlenebilir ve yorulabilir. Hisseden beynin ise daha basit bir mekanizması vardır, kolayca sonuçlara ulaşabilir.

    Aslında Kararlarımızı Belirleyen Hisseden Beyin’dir

    Bizler kararlarımızı verirken genelde düşünen beynin devrede olduğu fikrine kapılırız. Ancak biz farkında olmadan hisseden beyin düşünen beynin verdiği kararları alt üst eder ve en sonunda duygularımızın sesini dinleriz. Duygularımız bedenlerimizi harekete geçiren biyolojik hidrolik sistemlerdir. Heyecan, korku, sevinç beynimizin uydurduğu sihirli şeyler değildir. Öfke harekete geçmemize, korku geri çekilmemize , heyecan karnımızda kelebekler uçmasına, hüzün kendi içimize saklanmamıza sebep olur. Bunlara karşın düşünen beyin sadece kafatasımızın içindeki sinaptik olay ve düzenlemelerden ibarettir.

    Kendimizi kontrol etmekle ilgili yaşadığımız her sorun disiplinsizlik değildir mesela, duygularımıza söz geçiremememizdir. Bu olgunun altında yatan temel sebep ise duygularımıza söz geçirmenin mantığımıza söz geçirmekten çok daha zor olmasıdır.

    Hissetmeden Yaşamak Nasıl Olurdu?

    Her ne kadar mantığımızın sesini dinlemek istesek de hissettiklerimiz olmadan birer hiçiz aslında. Çünkü duygularımız bizi eyleme geçmeye hazırlar. Onları yok edebilme şansımız olsaydı bilinçsiz ve tepkisiz varlıklara dönüşürdük şüphesiz. Düşünün ki hiç üzgün olmasaydınız, kayıplarınızla nasıl karşılaşacağınızı önceden kestirebilir miydiniz? Hiç korkmasaydınız, aniden üzerinize doğru koşarak gelen bir aslandan kaçmanız gerektiğini farkedebilir miydiniz? Veya bunu ister miydiniz? Oysa şu an üzerinize doğru bir aslan koşsa kaçmanız gerektiğini bilirsiniz, çünkü korku sizi tetikler; kanınızın kalbinize daha hızlı pompalanmasını sağlar ve endişeli durumun farkına varıp kaçarsınız.

    Hisseden beynini yani duygularını inkar eden bir kişi kendini dış dünyanın etkilerine karşı uyuşturur, değer yargılarında bulunamaz, kısaca iyi ile kötüyü ayırt edemez. Sonuç olarak da hayattaki kararlarına karşı kayıtsız olur. Bu kronik kayıtsızlık da kişinin herhangi bir şeyi yapması için bir sebep bırakmaz. Çünkü neticede hiçbir şey öyle ya da böyle önemli değildir. Bir şey yapmak için nedeni kalmayan biri neden yaşar peki? Bu kişinin bencil ve güdüsel biri olması muhtemeldir. Hislerini kapadığı sürece hiçbir şeyden tatmin olamaz, umutsuzluk döngüsüne sıkışıp kalır. Sürekli koşar ama aslında kendi durduğu yerde hareket bile edemez.

    Yazan: Gül Zeynep Sinan

    Kaynak*

    YouTube Kanalımız

    Gül Zeynep Sinan (Bronz Yazar)
    Elektrik Elektronik Mühendisliği öğrencisi. Robotik, otomasyon ve astrofiziğe meraklı. Bilim ve sanat tutkunu.

    Popüler Yazılar

    İlgili Yazılar

    Leave a reply

    Please enter your comment!
    Please enter your name here

    %d blogcu bunu beğendi: