Karanlık Bilim: Öjeni

Bu olgunun ilk ortaya çıkış tarihi yaklaşık olarak MÖ 4.yüzyıla kadar dayanır. Tam olarak öjeni tanımına uymasa da Platon’un yaptığı tanım: “sağlıklı ve güçlü bireylerin üremesinin devlet eliyle düzeltilmesi” şeklindeydi.  Platon’dan bağımsız çeşitli medeniyetlerde de bu yöntemin kullanıldığı bilinmektedir.

Eski Yunanca kelime olan öjeninin kalıtımının matematiğini çıkarmaya çalışan Galton bu kavramı  “iyi doğum” , “iyi tür” ya da “asil tür” gibi anlamlara gelen eu-gen kelimesinden türetmiştir. Genel olarak öjeni, insan genlerinin kalitesini düzeltmeyi ve iyileştirmeyi amaçlayan tüm etkinlikler şeklinde ifade edilebilir. Halen bilimselliği tartışmalı bir akım veya toplumsal felsefedir.

Aynı zamanda Darwin’in kuzeni olan Francis Galton’un bu kavrama karşı düşünce yapısı kabaca “doğal seleksiyon varsa doğal olmayan seleksiyon neden olmasın, bu yolla doğadaki süreci hızlandıramaz mıyız? Zayıf ve hastalıklı gene sahip insanları kısırlaştıralım ve hatta öldürelim, sadece güçlülerin üremesine izin verelim” şeklindeydi. Öjenistler, Galton’a referansla kalıtımın insanların bedensel ve ruhsal niteliklerinin ana belirleyicisi olduğunu ve kalıtsal hastalıkların iyileştirilemeyeceğini, ancak üremenin kontrol edilmesiyle ırkın sağlığının korunabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu da halktan bazı kalıtsal hastalıklara sahip kişilerin kısırlaştırılmasıyla hedefe ulaşılabilecek bir durumdu.  Darwin ise bu düşünce tarzına şu ifadelerle karşı çıkar: “bu seleksiyon doğal şekilde ilerler. Doğa bu konuda en iyisini bilir. Hiçbir devlet, hiçbir güç insani değerleri ve insanların yaşama hakkını ayaklar altına alamaz.” Bu karşı çıkışlar sebebiyle Galton daha fazla dikkat çekmemek için öjeni adı altında yaptığı çalışmaları gizli tutuyordu fakat Darwin’in ölmesiyle birlikte Galton çalışmalarını ve öjeni kavramını türettiği kitabını gün yüzüne çıkardı böylelikle topluma bu fikrini resmen açmış bulundu.

Şimdi ise bu kavramı literatür açısından inceleyelim. Bilim gerçekçidir, bir şeyin yalnızca olunabilirliğine odaklanır ve temelinde iyi-kötü ayrımı yapmaz. Bilime göre üstün insan ırkı yaratmak gayet mümkün görünüyor. Gerçekten de basitçe, soyu iyileştirme olarak nitelendirebileceğimiz öjeni, ırklar arasında fiziksel özelliklere dayanarak bir hiyerarşi kuran ve üstün soy yetiştirme hedefi doğrultusunda üstün olarak tanımlananların üremelerini savunarak onları ayrıcalıklı kılan ırkçılıkla yakın ilişki içindedir. Aryan ırkını yaratmak isteyen Nazi Almanyası’nın temel aldığı bilimsel dayanak da bu kavram idi. Hitler: “en sağlıklı insanlar savaş meydanlarında ölürken, neden toplumun işe yaramayan engelli ve hasta bireylerin yükünü çeksin?” Buna dayanarak Naziler, öjeninin ve bu hareketle yaptıklarının arkasına bu sözle sığınıyordu. Naziler bu kapsamda Kaliforniya’da kabul edilen öjeni yasasını ve ırk sterilizasyonu programını örnek alarak 1933’te “kalıtsal hastalıklara sahip nesillerin önlenmesi” kanunu ile resmen bu uygulamayı başlatmış oluyordu. Bu yasaya göre genetik-sağlık mahkemesinin oluşturduğu genetik hastalıklar listesine göre ürememesi gereken bireylerin doktorlar tarafından bildirilmesi gerekiyordu. Bu yasa ile birlikte yaklaşık 400.000 kişi zorla veya haberi olmadan  kısırlaştırıldı. Buna rağmen Hitler: “hasta, zayıf ve engelli çocukların öldürülmesi bana kalırsa günümüzün doğum kontrolü ve kürtaj adı verilen insanlık dışı uygulamalarından çok daha insancıl ve şefkatlidir. Kürtajla ve doğum kontrolü ile gelecek nesilleri bozacak zayıf ırkları engelleyemezsiniz.” sözü ile adeta öjeni uygulamasının çok normal ve insancıl bir faaliyet olduğunu öne sürüyordu. Tüm bu işlemler adı altında insanların gen havuzlarının iyileştirilmesi bilimsel olarak yapılabilirliği yüksek bir konu fakat bir şeyin yapılabiliyor olması onun yapılması gerektiği anlamına gelmez çünkü burada diğer bir konu devreye giriyor: etik, yani ahlak kuralları. Bu çerçevede yapılan sınıflandırmalar nesnel ve bilimsel olma iddiasıyla yola çıkmış olsa da bu tarz gruplandırmaların sosyo-ekonomik ve siyasal çıkarlar adı altında belirlendiği aşikardır. Unutulmamalıdır ki, engellilik toplumsal bir inşadır ve aslında engeli yaratan şey toplumun ve çevrenin önyargısıdır. Bu engelleri hep birlikte ortadan kaldırmalıyız, fiziksel veya zihinsel yetersizlik bir “kusur” ya da “eksiklik” değil, sadece saygı duyulması gereken bir farklılıktır.

Yazan: Döndü SARIKAYA

Kaynak*  

YouTube Kanalımız

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here