Lider için Eğitim

 Milyonların Hayatını Olumsuz Etkileyen Bir Eğitim Şekli: Lider için Eğitim

Bahsettiğimiz eğitim şekli tamamen gerçektir ve hâlâ günümüzde toplum için büyük bir sorun teşkil etmektedir. 

Bu yanlış eğitim şekli, Nazi rejiminin isteğiydi. Kendi ideolojilerine takipçi ve asker yetiştirmek için Alman annelerden küçük çocukların ihtiyaçlarını kasıtlı olarak görmezden gelmeleri istendi ve bu yanlış koskoca bir nesile uygulandı.  

Psikolojide bağlanma konusunda çalışan araştırmacılar, bu yetiştirmenin sonuçlarının bugün bile hâlâ toplumda olumsuz bir etkisi olduğunu dile getiriyor.

Renate isimli kadının günümüzde yaşadıkları size olayın ciddiyetini çok daha iyi gösterecektir. Renate, çocuklarını sevmek istiyor ama bir türlü bunu yapamıyor. Depresyonlu bir halde psikoterapist Katharina Weiß’e başvuruyor. Uzman psikoterapist, kısa bir süre sonra hastasının sorununa şu teshisi koyuyor: Bayan Renate, İnsanların kendisine yaklaşmasına izin veremiyor. Dolayısıyla bu sınırı koyduğu içinde gerçek anlamda çocukları da kendisine yaklaşamıyor ve bu hayal kırıklığını beraberinde getirip, depresyonu tetikliyor.  

Milyonların Hayatını Olumsuz Etkileyen Bir Eğitim Şekli: Lider için Eğitim

Bayan Renate`nin geçmişine dair kapsamlı bir araştırmada, Nasyonal Sosyalist dönemde rehber kitaplarda Führer (Lider) için nasıl çocuk yetiştirileceğini açıklayan doktor Johanna Haarer`in öğretileri ve yol göstermesindeki yanlışlıklar ile yetiştiği ortaya çıkıyor . Bayan Renate sadece 60’li yaşlarda , yani savaştan sonra doğmuş, peki nasıl oluyor da savaştan sonra bile doğan çocuklar üzerinde bu kitap bu kadar etkili oluyor? 

Sebebi şu:; Hitler için çocuk yetiştirme rehber kitabı yazan Haarer’in kitapları, Hitler’in iktidarda olduğu sürece her zaman en çok satanlar listesindeydi. Dolayısıyla savaş sonrası Almanya’sında bile, eserlerinin kopyaları hemen hemen her evde bulunuyordu. Terapist tarafından sorulduğunda, Bayan Roberta, küçükken o kitabı kendi ailesinin kütüphanesinde gördüğünü söyledi. Evlerin hemen hemen hepsinde bulunan Haarer’in eğitim felsefesi kitabı yüzünden bu yanlış eğitim nesilden nesile  aktarıldı. 

Nazi rejimi, çocukları, iyi askerler ve takipçiler yapmak için annelerinden bebeklerinin ihtiyaçlarını kasten görmezden gelmelerini istedi çünkü böylelikle  herkese karşı duyguları ve bağlılıkları düşük olacak, faşist ideolojiye çok iyi bağlanabileceklerdi. Bunun için bütün bir nesil sistematik olarak başkalarıyla bağ kurmayacak şekilde yetiştirildiği. 

Uzun zamandır bu konu üzerinde duran Almanya, çocuklarına veya torunlarına bunun tam tersini nasıl öğrenebileceğini, bu yanlış eğitimin izlerini toplumdan nasıl tamamen silebileceğini araştırıyor. 

En son Regensburg Üniversitesi’nde araştırma yapan ve 1970’lerde anne-çocuk bağları üzerine çalışmalar yürüten Klaus Grossmann, “Kamuoyunda her ne kadar bu konu görmezden gelinse de bağlanma ilgili problemlerin sonuçlarını hala görmekteyiz” diyor. Laboratuvarda bağlanma ile ilgili sorunlar tekrar tekrar gözlemleniyor: Çoğu zaman bir bebek ağlıyor, anne bebeğine doğru yürüyor ama ona ulaşmadan hemen önce duruyor. Çocuğu sadece birkaç metre ötede çığlık atmasına rağmen, onu almak ya da teselli etmek için hiçbir harekette bulunmuyor. Annelere bunu neden yaptıkları sorulduğunda ‘Çocuğu şımartmamalısın’ açıklaması yapılıyor. Aradan yaklaşık 80 yıl geçmesine rağmen kalıplaşmış bu ve bunun gibi yanlış cümleler insan davranışlarını olumsuz etkiliyor. 

Milyonların Hayatını Olumsuz Etkileyen Bir Eğitim Şekli: Lider için Eğitim

Yine Hitler zamanında en çok satanlar listesinde olan  “Her Çocuk Uyumayı Öğrenebilir” kitabı, Haarer`in yanlışlığını tasdikleyici öğütler veriyor. Kitap, uykuya dalmakta veya uykuda kalmakta zorlanan çocukları bir odaya koymayı, onları kontrol etmeyi ve artan aralıklarla onlarla konuşmayı, ancak ağlasalar bile onları kucağa almamalarını tavsiye ediyor. 

Johanna Haarer, 1934’te yayınlanan “Alman Anne ve İlk Çocuğu” adlı kitabında “Çocuğun kendi odasının olması, her zaman yalnız kalması en iyisidir.” diye açıklıyor. Çocuk çığlık atmaya veya ağlamaya başlarsa, bunu görmezden gelin. Bebeği emzirmeyi bırakın, yatağından çıkarmaya, taşımaya, sallamaya, kucağınıza almaya başlamayın. Çocuk, şefkatli bir ruh çağırmak ve böyle bir bakımın nesnesi olmak için sadece bağırması gerektiğini inanılmaz derecede çabuk anlar. Kısa bir süre sonra, kendisiyle bu meşguliyeti bir hak olarak talep eder, tekrar kucağınızda taşımanız, onunla oynamanız  için ağlayarak ısrar eder, evin tiranı olur, diyerek, çocukları, iradelerinin mutlaka kırılması gereken birer işkenceci olarak gördüğünü açıklıyor. 

Kitaptaki saçmalıkların ayrıntılarına devam edelim. Johanna Haarer tavsiyelerinde şunlarda var: “Çocuğu besleyin, yıkayın ve kurulayın ancak bunun dışında tamamen yalnız bırakın.” Kitapta, çocukların bedensel bakımı hakkında ayrıntılı bilgiler veriyor ancak psikolojik olan her şeyi görmezden geliyor. Hatta kucağa alıp, çocukla bedensel temasta bulunma, sevgi gösterilerini, “Maymun Sevgisi” diyerek küçümsüyor, yapılmaması gerekli diye de uyarıda bulunuyor. Doğumdan hemen sonra çocuğun 24 saat tecrit edilmesini tavsiye ediyor. 

Haarer’in tavsiyeleri modern ve bilimsel bir hava içermesine rağmen ,yanlış ve hatta zararlı. Çocukların fiziksel temasa ihtiyacı var ancak Haarer onları taşırken bile bunu minimumda tutmayı öneriyor. Annelerin çocuklarını mümkün olduğu kadar az dokunacak şekilde tutmalarını ve gözlerinin içine bakmamalarını salık veriyor. Ne yazık ki, ebeveynlik Rehberi sayılan Johanna Haarer’in ‘Alman Anne ve İlk Çocuğu’ kitabı savaştan sonra bile hâlâ popülerdi.

Bunun için, bu görüşün sonuçları bugün bile hissediliyor. Düşük doğum oranı, boşanmış veya yalnız yaşayan çok sayıda insanın oluşu, tükenmişlik, depresyon veya genel olarak akıl hastalığının yaygınlığı sebeplerinden biri bu görüşün toplumdaki etkisidir. Ciddi ilişki ve kimlik sorunları yaşayan insanların çocuklukta anneleriyle duygusal bağ kuramadığı bir çok klinik vakada gözlemleniyor. 

Bunlardan biri Bay Hartmut, terapistine, bir gün evinde, bebekliğinde annesinin tuttuğu not defterini bulduğunu, içinde kilo, boy gelişimiyle ilgili her detay olduğunu ama duyguları , duygusal gelişimi hakkında bir kelime bile açıklama bulamadığını söylüyor.

Gelinen sonuçta, elimizdeki tüm veriler şunu gösteriyor: Johanna Haarer’in yaydığı gibi, bir çocuk, yaşamının ilk veya ikinci yılında hassas bir yaklaşımdan, annesiyle vücut temasindan mahrum bırakılırsa, bildiğimiz kısıtlı, duygusuz ve düşünme yeteneği olmayan çocuklara sahip olunur. 

Bütün bir nesil bağ kurmamak için yetiştirildiyse, kendi çocuklarına nasıl bağ kurmayı tekrar öğretebilir?

Dr.Psikiyatrist Brisch, “Böyle baştan çıkarıcı, düşünmeyen ve hissetmeyen çocuklar, savaşçı uluslar için çok pratiktir” diyor. 

Savaş bittikten sonra Hitler ve yandaşları tarafından çok sevilen, bütün bir nesli kötü etkileyen kitapların sahibi Johanna Haarer`e ne oldu? Almanya halkına yaptığı kötülüğün bedelini ödedi mi diye merak ediyorsanız , onu da anlatayım.

Johanna Haarer, çocuk eğitiminin kutsal kitabı sayılan kitaplarına savaş zamanında, masal kitapları da ekledi. Kendi yazdığı “Anne, bana Adolf Hitler`i anlat” masal kitabında ve öteki kitaplarında, çaktırmadan çocukların zihnine anti semitizm ve anti komünizm aşıladı. Kendisi Münih`te yaşadığı için savaştan sonra bir buçuk yıl gözaltında tutuldu. 5 çocuğu vardı. 3 erkek iki kız. 

Savaştan sonra 1988 yılına kadar yaşadı ve hayati boyunca Nasyonal Sosyalist yani Hitlerin savunucusu oldu. Bütün bir nesli olumsuz etkileyen “Alman anne ve ilk çocuğu ” kitabi savaş zamanında yaklaşık 700 bin adet satılmıştı,, aynı zamanda televizyonlarda,  özel halkevi kurslarında milyonlarca anne ve anne adayına ulaşmıştı. 

Savaş sonrası, Nazi propaganda kısmı çıkarılarak tekrar basılan kitap bir milyon iki yüzbin baskıya ulaştı. Haarer aslında akciğer hastalıkları doktoruydu. Çocuk eğitimi hakkında hiçbir özel eğitimi yoktu. Propaganda kitabına ihtiyacı olan Hitler ve yandaşları için bunun hiçbir önemi yoktu çünkü o zaten doktordu ve bu da her alanda uzman olması için yeterliydi.

Şimdi gerçeği biliyoruz peki neden her şey çabuk düzelmiyor? sorusunun cevabı çok net ve düşündürücü. 

Sizleri isim ve tıbbi terimlere boğmadan açıklamaya çalışacağım. 2016 yılında Zürih Üniversitesi Tanzanya`da fiziksel ve psikolojik şiddette maruz kalmış çocuklar üzerinde bir araştırma yapıyor. Bir grupta bu tür çocuklar, öteki grupta ise rahat büyümüş, sevgiyle büyümüş çocuklar. Görülen şu ki, ilk gruptaki yani şiddete maruz kalmış çocuklarda tıbbi problemlerin daha fazla olmasının yanısıra DNA metilasyon kalıpları da değişiyor. Böylelikle bu gen aktivitesi maalesef nesilden nesile aktarılıyor. (Konunun uzmanları için daha geniş açıklayalım. Ilk deney grubu ile ilgili ayrıntılı bilgi, proopiomelanokortin proteinini kodlayan genin farklı bir metilasyonuyla karşılaştırdılar. Bu hipofiz bezinde üretilen stres hormonu adrenokortikotropin de dahil olmak üzere bir dizi hormonun öncüsüdür. Değişen DNA metilasyon kalıpları, bir genin aktivitesini etkiliyor ve bu büyük ihtimalle nesilden nesile aktarılıyor.)

Kısacası ; Ebeveynler, kendi bağlanma deneyimleriyle bilinçli olarak başa çıkabilir ve kendi çocuklarını farklı şekilde yetiştirmeye çalışabilirler. Ancak stresli anlarda, genellikle öğrenilmiş, bilinçsiz kalıplara geri dönerler. 

Belki de bu yüzden Johanna Haarer’in kızlarının en küçüğü olan Gertrud Haarer, asla kendi çocuğu olsun istemedi. Annesini son zamanlarda açıkça eleştirdi. Geçirdiği şiddetli bir depresyondan sonra hayatı ve fikirleri hakkında bir kitap yazdı. Kitabında çocukluğuna dair annesiyle sevgi içeren hiçbir anısı olmadığını dile getirdi. Yaptığı röportajda, “Görünüşe göre annemin eğitim şekli, beni o kadar çok travmatize etti ki, asla çocuk yetiştiremeyeceğimi düşündüm” dedi. 

İster daha iyi eğitim ister gelenek görenek adı altında, çocuğunuzla bağınızı engelleyen, ona sevgi ve ilginizi azaltan her türlü alışkanlığımızı umarım bu makaleden sonra tekrar gözden geçiririz. 

Sevgiyle kalın, sevgiyle büyüyün, büyütün… 

Yazan: İ. Kaya

Kaynak*

YouTube Kanalımız

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here