Matematiğe İnanmalı mıyız?

Keşiflerle dolu yüzyıllar fazlasıyla açıklığa kavuşturmuştur ki fizikteki büyük devrimler çoğunlukla matematiğin öncülüğünde gerçekleşmiştir. Einstein’ın matematik ile anlaşılması güç dansı bunu gözler önüne seren bir örnektir.

Masa başında gerçek dünya ile ilintisi kanıtlanan haddinden fazla miktarda matematiğe ev sahipliği yapmış olsa da kuramcıların kurcaladığı her denklemin, kabul gören önemli bir bilgi mertebesine erişmesi çok zordur.

Peki hangi denklemin ne kadar ciddiye alınması gerekiyor ? İşte matematiğin sanat ve önsezi ile buluşması bu noktada başlıyor. İkna edici deneysel ya da gözlemsel sonuçlar olmadan, hangi matematiğin ciddiye alınması gerektiğine karar vermek bir bilim olduğu kadar sanattır da.

Bunu çok güzel bir örnek olan James Clerk Maxwell’in 1800’lü yılların sonunda ışığın bir elektromanyetik dalda olduğunu fark ettiğinde, denklemleri ışık hızının saniyede 300.000 km ( Deneylerde ölçülen değerlere çok yakın bir değer) olması gerektiğini göstermişti. ancak denklemlerinde şu sorunun yanıtı yoktu : Neye göre saniyede 300.000 km ? Bilim insanları, uzayı kaplayan görünmez bir maddenin, görünmeyen bir harektsizlik standardı oluşturduğunu ileri sürerek geçici bir çözümün peşinden gittiler.

Ancak 20. Yüzyılın başlarında Einstein, araştırmacıların Maxwell’in denklemlerini daha ciddiye almaları gerektiğini öne sürdü. Eğer Maxwell`in denklemleri bir hareketsizlik standardına atıfta bulunmadıysa, bir hareketsizlik standardına gerek yoktu.

Einstein`in ısrarla söylediği gibi, ışık hızı her şeye göre saniyede 300.000 kilometredir. Kısacası, herkesin Maxwell’in matematiğine erişimi vardı fakat bu matematiği tam olarak kavramak için Einstein’ın dehası gerekti.

Einstein, genel görelelik kuramını geliştirirken, çağdaşı fizikçilerin çok az bildiği ya da hiç bilmediği matematik alanlarında artık çok ustalaşmıştı. Genel göreliliğin artık son denklemlerini yazarken sağlam fizik sezgisiyle bu matematiksel yapıları son derece usta biçimde bağdaştırabilir duruma gelmişti.

1919`da güneş tutulması, genel göreliliğin yıldızların ışığının eğri bir yol izlemesi gerektiği ön görsünü doğrulayınca, Einstein kendinden gayet emin bir şekilde ” Eğer sonuçlar farklı çıksaydı sevgili Tanrı adına üzüntü duyardım çünkü kuramım doğru ” demiştir. Onun bu sözleri, bir matematiksel denklemler dizisinin kendi pürüzsüz iç mantığıyla, kendi iç güzelliğiyle ve geniş uygulanabilirlik potansiyeliyle gerçekliği nasıl tanımladığını çok iyi ifade ediyor.

Matematik bütün bilimlerin temel yapı taşıdır, matematiksel ispatı olmayan bir teori ciddiyetten her zaman uzaktır….

Yazan : İ. Kaya

You may also like...

1 Response

  1. Bilim Dergi dedi ki:

    Muhteşem bir yazı, Tebrikler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: