Medyaya Güven(m)iyor muyuz?

Covid-19 gündemi, dış ilişkiler, mülteciler, çiftçinin borcu, esnafın umutsuzluğu, işsizlik, sürekli birbirine laf atan büyükler ve ardı arkası kesilmeyen son dakika haberleri.  

Dünya son birkaç yıldır eskisinden çok daha yoğun bir gündeme tanıklık ediyor. Bu gündeme tanık olmamızı sağlayan en önemli kitle iletişim araçları arasında şüphesiz ki internet başı çekiyor.  

Sosyal medyanın sunduğu müthiş olanakların hepimiz farkındayız. Hepimiz çok seviyor, mümkün olduğunca aktif kullanıyoruz. 

Artık habere gitmiyoruz adeta haber bize geliyor. Bilgisayar, tablet veya telefondan her gün yüzlerce haber üzerimizde boca ediliyor. Peki bu bilgi bombardımanı arasında sahte haberlere de maruz kalıyor olabilir miyiz? Daha da kötüsü, bu haberleri teyit etmeyip çevremizle de paylaşarak yanlış bilgilerin yayılmasına sebep oluyor olabilir miyiz?  

EVET! Tam olarak durum bu. Reuters Digital News Report 2018’e göre Türkiye sahte habere en çok maruz kalan ülkeler arasında birinci sırada. Bu kadar yalan haberin yayılması ise hayatımıza yeni bir olguyu  soktu: DEZENFORMASYON.  

Medyaya Güven(m)iyor muyuz?

Dezenformasyonu açıklayacak olursak “Yanlış ya da doğruluğu kanıtlanmadan kasıtlı bir şekilde yayılan bilgi.” diyebiliriz. Ayrıca tamamen yanlış bilgiler olmasına da gerek yok. Kısmen doğru bilgilerin de abartılarak, çarptırılarak, biraz doğru biraz da kurgu ile birleştirilerek kişisel çıkar veya sırf zevk için yayılması da buna girer. 

Üstelik dezenformasyona sadece sosyal medyada maruz kalmıyoruz. Ana akım medyanın da oldukça sevdiği ve kullandığı çok tehlikeli bir olgu dezenformasyon. Burada kendimizi de ayrı tutmayalım. Yanlış bir bilgiyi sorgulamadan, sırf bize doğru geldiği ve öyle olmasını istediğimiz için paylaş butonuna bastığımız anda biz de bunun failleri haline geliyoruz. Bir bilgiyi sorgulamadan paylaşmak da dezenformasyonun en temel ve tehlikeli halidir. 

Sonuçları da oldukça can sıkıcı. Toplum ve demokrasi açısından ve hatta çevre, sağlık ve kişisel güvenlik açısından da büyük riskler taşır yanlış bilgilendirme ve yanlış bilgileri yayma. 

Peki Neden Bu Kadar Sahte Habere Maruz Kalıyoruz?  

ARAŞTIRMIYORUZ. Her duyduğumuza, gördüğümüze veya okuduğumuza hiç şüphelenmeden inanmayı tercih ediyor, farklı kaynakları araştırmayı göz ardı ediyoruz. Öyle bir boşvermişliğin içindeyiz ki; araştırmak, okumak hatta düşünmek bize afaki geliyor. Kendimizi geliştirmekten, sorgulamaktan, şüphelenmekten vazgeçiyoruz. Toplumun büyük bir kesimi ise bu durumun farkında bile değil ne yazık ki. Günlük koşuşturmalar içinde, hayatla mücadele ederken gündemi sorgulamak, üzerine düşünmek bizim için geri planda kalıyor.  

Medya üzerindeki kutuplaşma da sahte haberin yayılmasındaki en büyük etken olarak sayılabilir. Herhangi bir mesele üzerine tartışırken illaki bir taraf seçmemiz gerektiğine inanıyoruz. Oysaki tarafımız hep doğru olandan yana olmalı. Doğrusuyla, yanlışıyla kendi tarafımızda kalmayı olaylara oradan bakmayı tercih ederek kutuplaşmaya başlıyoruz. At gözlüğüyle bakıyoruz olaylara. Sokağa baktığımız zaman insanların siyasi, dini, sosyal hatta bireysel tercihlerine karşı ötekileştirdiği bir ön yargı zinciri var, dolayısıyla bütün bu ön yargılar bizi kendi düşüncemizin ötesine geçmeyi engelleyerek karşı karşıya getiriyor. Bir habere, görsele veya düşünceye inandığımız andan itibaren onu toplum arasında dile getirmeye başlıyoruz. Ne yazık ki bunu yaparken de bildiğimiz şeyin doğruluğunu teyit etmeyi aklımıza getirmiyor, araştırmıyoruz. 

Bizim düşünce ve davranışlarımıza uyuşmayan şeylerle karşılaştığımızda ise çoğunluklu olarak ilk yaptığımız şey reddetmek ve suçlamak oluyor. Kendi bilgilerimizin doğruluğundan hiç şüphelenmiyoruz. Dezenformasyona maruz kalmış olabileceğimizi hesap etmiyoruz. Böylece düşünceleri karşılaştırmak, tartışmak ve belki de doğru olanı bulmak yerine yalan haberlere sığınarak haklı olduğumuzu ispat etmek istiyoruz. 

Medyaya Güven(m)iyor muyuz?

Yalan Haberi Nasıl Anlarız? 

Sahte haberlere karşı en büyük silahımız tabii ki sorgulamak ve araştırmaktır. Kulaktan kulağa yayılan bilgiler her zaman doğru olmayabilir. “ama herkes böyle diyor, böyle konuşuyor demek ki doğru” diyenler topluma en büyük darbeyi vuran kişiler bana göre. Çünkü bu kişiler kendileri sorgulamadıkları gibi başkalarını da bu çukura düşürüyorlar. Biz de bu çukura düşmeye dünden razıyız zaten. Bunun yanında görmek, inanmak demek değildir. Bazen bir fotoğraf gördüğümüzde “E fotoğrafı var o zaman doğru olmalı” diyoruz değil mi? İşte artık çok alakasız zamanlardan, çok alakasız fotoğraflar çok alakasız olaylarla ilişkilendirilerek paylaşılabiliyor. 

Bilinç ve farkındalık. Çok ama çok önemli.  İçinde bulunduğumuz teknoloji çağı bilinçli kullanılmadığı takdirde bizi araştırmayan, düşünmeyen birbirinin aynısı insan görünümlü robotlara dönüştürmekte acımasız davranabiliyor. Aklımızla dalga geçmelerine izin vermeyelim. 

Yazan: Yaren YAKUT

Kaynak*

Kaynak**

YouTube Kanalımız

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here