Daha Fazlası

    Neden Sarhoş Oluruz?

    Neden Sarhoş Oluruz?

    Neden Sarhoş olduğumuzu hayatınızın bir noktasında gerçekten oturup düşündünüz mü? Bu yazımızda gelin hep beraber insanları sarhoş yapan süreci inceleyelim.

     Etanol (C2H5OH) Birkaç karbon atomundan ve biraz daha fazlasından oluşan bu molekül, bizi sarhoş eden ve tabiri caizse beynimizi ele geçiren bir moleküldür. Genellikle basitçe bir ifadeyle alkol olarak adlandırdığımız etanol, alkol içeren içeceklerin aktif bileşenidir. Membranların arasına gizlice girmesi ve çok farklı köşelere yerleşmesine yardımcı olarak, daha ağır moleküllerle karşılaştırdığımızda çok daha fazla sayıda etkiler yaratır. Öyleyse sarhoşluğa tam olarak nasıl yol açıyor ve neden farklı insanlar üzerinde farklı şekillerde etkileri oluyor?

     Bu sorulara cevap vermemiz için vücudumuzdaki yolculuğunda alkolü takip etmemiz gerekir. Alkol mideye indikten sonra özellikle ince bağırsak yolu ile kanda emilir. Mide ise alkolün kana girme kabiliyetini etkiler. Bunun nedeni, yemekten sonra mide ile ince bağırsağı ayıran pilor çevresindeki kas halkası diyebileceğimiz dokuların darlaşmasıdır. Bu nedenle, yediğimiz yemekten sonra kana ulaşan alkol miktarı, aç karnına içilen alkolün sadece dörtte biri olabilir. Kanla birlikte alkol organlara ulaşır, özellikle de en fazla kan akışının olduğu yerlere yani karaciğer ve beyine. Başlangıçta karaciğere varır ve karaciğerde enzimler alkol moleküllerini iki aşamada parçalarlar. İlk olarak, ADH adı verilen enzim ile alkol molekülleri toksik bir bileşen olan asetaldehite dönüşür. Sonra ALDH adı verilen enzim, asetaldehidi toksik olmayan bir bileşen olan asetata dönüştürür. Kan dolaştıkça karaciğer alkolü düzenli olarak ortadan kaldırır. Fakat bu eliminasyonun ilk geçişinde ise alkol, beyin ve diğer organların karar vermesini etkiler. Alkol Beynin duygusal, bilişsel ve davranışsal etkilerinden sorumludur – yani kısaca sarhoşluk durumu diyebiliriz 😊.

     Alkol beynin birincil durdurma mekanizması olan Gama Aminobütirik Asiti ve birincil gazı olan Glutamatı tersine çeviriyor. Bu durum nöronlarda iletişim kaybına sebep olur ve insanlar kendilerini rahat hissederler, daha yüksek alınan dozlarda ise uykuya meyil ederler, toksik olan dozlar ise hayatta kalmak için gerekli beyin aktivitesini çoğunlukla engeller. Alkol molekülü aynı zamanda, orta beyinden motivasyon için önemli bölgelerden olan Nükleus Akkümbense adında küçük bir nöron bölgesini de uyarır. Tüm bağımlılık yapıcı ilaçlar gibi, Nükleus Akkümbense bölgesi Dopamin patlamasına neden olur, doğal olarak bu da kullananlara oldukça keyif verir. Alkol molekülü bazı nöronların endorfin sentezlemesine sebep olur. Endorfinler stres veya tehlikeye cevaben sakinleşmeye yardımcı olur.

    Yüksek endorfin seviyeleri alkol tüketimiyle ilişkili coşku ve gevşemeye katkıda bulunur. Karaciğerin alkolü parçalaması beynin emilimini geçtiğinde sarhoşluk biter. Tabii ki bireysel farklılıklar ve ameliyatlar bu yolculuk sürecinde insanların az veya çok sarhoş olmalarına neden olabilir. Mesela, aynı kiloda ve aynı miktarda içen bir kadın ve bir erkek, aynı yedikleri bir öğünde kanlarında farklı alkol konsantrasyonlarına sahip olabilirler, bir diğer tabirle kadınlar daha az kana sahip olma eğilimindedir, kadınlar genellikle yüksek yağ oranına sahiptir ve yağ kastan daha az kan gerektirdiğinden dolayı, konsantrasyonun kadınlar için daha yüksek olacağı anlamına gelir. Karaciğer alkol işleme enzimlerindeki genetik farklılıklar da sarhoşluk düzeyini etkiler. Düzenli içki içmek bu enzimlerin üretimini artırabilir ve alkol toleransına katkıda bulunabilirler. Öte yandan, uzun süre boyunca aşırı derecede içenlerde, yan etkiye neden olan karaciğer hasarı geliştirebilir. Doğuştan düşük endorfin veya dopamine sahip olan insanlar ise içki yoluyla kendilerine bir nevi ilaç verebilirler. Bazı insanlarınsa aşırı içme riski daha yüksek olabilir çünkü alkolün hoş etkilerini artıran hassas bir endorfin hassasiyetine sahip olma şansına sahiptirler. Diğer insanların iletiminde farklılıklar oluşabilir, bu durum onları alkolün yatıştırıcı etkilerine karşı hassas hale getirir, bu da alkol kullanım bozukluğu riskini azaltır. Bu arada, beyin dopamin ve endorfin iletimini azaltarak glutamat seviyesini artırarak kronik alkol tüketimine sebep olur. Bu durum ise düzenli içenlerin endişeli olmalarına, uyku güçlüğü çekmelerine ve daha az keyif alma eğilimine sebebiyet verir. Bu yapısal ve fonksiyonel değişiklikler, içme normal hissettirdiğinde alkol kullanım bozukluğuna yol açar ancak içmek rahatsızlık vermez bu da bir kısır döngü oluşturur. Bundan dolayı hem genetik hem de geçmiş tecrübeler, alkol deneyimlerini etkiler. Bu, bazı insanların belirli içme durumlarına diğerlerinden daha eğilimli olduğu anlamına gelir ve alkol tüketimi bir çok sinirsel ve davranışsal değişikliklere yol açabilir.

    Yazan: Cemil KIRAÇ

    Kaynak*

    YouTube Kanalımız

    Çılgın Fizikçiler
    Çılgın Fizikçiler ve Bilim İnsanları ekibi ve dışarıdan destek veren gönüllülerin yazıları.

    Popüler Yazılar

    İlgili Yazılar

    Leave a reply

    Please enter your comment!
    Please enter your name here

    %d blogcu bunu beğendi: