Ölümü ve Sonrasını Ne Zaman Düşünmeye Başladık?

Ölümü ve Sonrasını Ne Zaman Düşünmeye Başladık?

En başından beri ölümü anlamlandırmaya çalışıyoruz. Ölüm en genel hâliyle: Canlının hayati faaliyetlerinin sona ermesidir.

Pek çok hayvan için ölü bir beden hareket etmeyen bir cisimden başka bir şey değildir. Bazı hayvanların ise ölümle daha farklı ilişkileri olduğu gözlemlenmiştir. Şempanzelerin, diğer şempanzelerin ölü bedenleriyle ilgilendikleri keder, saygı, sakınma ve yasa benzer davranışları oldukları bilinmekte. Antropologlara göre şempanzeler, ilkel ön insanların uyguladığı ve günümüzde de resmi ritüellere dönüşen ilkel davranışları sürdürmekteler.

İnsan’ın ölümü ve sonrasını düşünmesini Homo Ergaster’in ölümü düşünmeye başlamasından ele alalım. Homo Ergaster yakınının ölümünü gördükten sonra acı çekiyor çünkü yaşamlarının kırılganlığının bilincine vardı. Fakat yakının ölümünü unutması uzun sürmez çünkü başka şeylerle ilgilenip hayatta kalması gerekiyor. Bir de Neanderthaller’e bakalım, ölüme Homo Ergaster’den farklı bir tepki veriyor. Sadece ölümü değil ölümden sonrasını da düşünmeye başlamış olmalılar ki, ölen kişi başka bir dünyaya giderken ona yolunu bulmasına yardım etmek için eşlik ediyorlar. Merak etmeyin, ölen kişilerle birlikte kendilerini de öldürmüyorlardı onları deniz ve ırmaklara bırakıyorlardı. Diğer dünya dediğimiz dünyanın büyük ırmağın ötesinde olduğunu düşünüyorlardı. Belki de ölüm hakkında Homo Ergaster’den de öncesi vardır gelin biraz elimizde gerçekten ne var ne yok ona bakalım.

İlk bulgular gerçekten de çok garip ve eskidir. 1975 yılında paleontologlar Etiyopya’nın dik ve çimenlerle kaplı bir yamacında 3.2 milyon yaşındaki atamız Australopithecus afarensis’e ait 13 kısmi iskelet keşfettiler – dokuzu erişkin, ikisi çocuk ve ikisi bebek-. Hepsi de birbirine dokunma mesafesindeydiler ve görünüşe göre hemen hemen aynı zaman da ölmüşlerdi. Oraya nasıl ulaştıkları ise hâlâ bilinmiyor. Hepsini bir anda öldürecek ani bir sel veya benzeri bir felaket olduğuna dair bir kanıt da, kemiklerin yırtıcı hayvanlar tarafından çiğnendiğine dair bir işaret de yok. Bunun başka bir açıklaması da bedenlerin kasıtlı olarak oraya bırakılmış olması. Fakat manevi değer taşıyan bir olay veya gömme durumu yok. Yine de ölüleri olduğu yerde bırakan şempanzelerden farklı bir bilişsel gelişmişlik var. Yine de bunu doğrulamak henüz imkansız. Afarensislerin ölüleri özellikle bir yere bırakma ihtimalini düşününce, bu bize biraz da olsa ışık tutuyor.

”Onlar dağ yamacına bırakılmış insansılardı.” -kâşif donald johanson

Neyse ki yarım milyon yıl önceye ait daha kesin bir kanıt var elimizde. Kemik Çukuru adı verilen yer, İspanya’nın Atapuerca Dağlarındaki bir mağarada bulunan kuyunun dibinde keşfedildi. Kuyuda antik çağdan yaklaşık 28 insanın kalıntısı bulunuyordu. Kemikler büyük olasılıkla hem bizim hem de Neanderthaller’in atası olduğu düşünülen Homo Heidelbergensis’e aitti. Asıl soru şu; kemikler oraya nasıl gelmişlerdi? Kazara kuyuya düşmüş olabilirler miydi? Ama kemiklerin kırılma şekli ve iskeletlerin çoğunun genç erkeklere ait olması bu olasılığın çok mümkün olamayacağını düşündürüyor. Daha iyi bir açıklaması var: ölülerin çukurun yukasına yerleştirilmiş olması fakat zamanla aşağıya yuvarlanma ihtimalleri. Eğer bu doğruysa Kemik Çukuru, ölülerin özel bir yere yerleştirilmesine dair ilk kanıtımız.

Bu ve buna benzer farklı bulgular var fakat bir elin parmağını geçemeyecek kadar azdır. Az sayı da olması bize ölü yakma işleminin de uygulanmış olabileceğini düşündürmekte ama bunun hakkında bir kanıtımız bulunmuyor.

Bu mezarlar kültürel bir dönüm noktası oluşturmamakla birlikte, bu insanların ölümle ilgili bir fikre sahip olup olmadıklarını tam olarak bilmemizi sağlayamaz. Öyle ki ölen kişilerin mezarlara gömülmeye başlanması yerleşik hayatı, tarımı ve dini keşfetmemiz ile aynı döneme; 14.000 yıl önceye denk geliyor.

Hayata dair bildiğimiz en keskin gerçek, sonunun olduğudur. Bunu çok önceden fark etmiş olacağız ki, atalarımız da ölüm ve sonrası hakkında kafa yormuşlar. Sonuç olarak ölümü kabullenmiş ve bunun bir son olmadığına kendimizi inandırmış bulunmaktayız.

Yazan: Ecenur ÖZTÜRK

Kaynak*

Kaynak**

YouTube Kanalımız

 

Popüler Yazılar

Gökbilimciler Dünyanın Kesin Ölüm Tarihini Hesaplamayı Başardılar

Gökbilimciler Dünyanın Kesin Ölüm Tarihini Hesaplamayı Başardılar Bilim insanları çalışmalarında, gezegenlerin yapısı dışında, yaşanabilir bölgede geçirdikleri zaman ve oradan tekrar ayrıldıkları zamanla da ilgilenirler....

Güneşin 2,5 milyon katı parlaklığındaki Yıldız Kayboldu

Güneşin 2,5 milyon katı parlaklığındaki Yıldız Kayboldu Bilim insanları 2019 yılında Güneşin 2,5 milyon katı parlaklığındaki büyük kütleli bir yıldızın ortadan kaybolduğuna tanık olmuşlardı. Astrofizikçilerden oluşturulan...

Her Şeyi Değiştiren Teori – Genel Görelilik Teorisi

Her Şeyi Değiştiren Teori - Genel Görelilik Teorisi Merhabalar bugün tam 104 yıl önce 1916 yılında bir deha tarafından ortaya atılan bir teori hakkında konuşacağız. Genel...

Nikola Tesla ’nın 116 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Röportajı!

Nikola Tesla’nın 116 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Röportajı! Gazeteci: Bay Tesla, sizin için kozmik süreçlere karışan biri diyorlar. Sahiden siz kimsiniz? Tesla: Bu doğru bir soru,...

İlgili Yazılar

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here

%d blogcu bunu beğendi: