Daha Fazlası

    Panspermia Teorisi Nedir? Dünya’ya Yaşam Uzaydan Gelmiş Olabilir mi?

    Panspermia Teorisi Nedir? Dünya’ya Yaşam Uzaydan Gelmiş Olabilir mi?

    Dünya’da yaşamın nasıl başladığı, hiç şüphesiz yıllardır merak edilen, üzerine pek çok çalışma yapılan ve hakkında pek çok teori öne sürülen bir konu. Bu yazıda bahsedeceğimiz teori (panspermia teorisi) de bu teorilerden biri.

    Panspermia Teorisi Nedir?

    Panspermia kelimesi Antik Yunan dilinde tüm tohumlar anlamına gelmektedir. Burdan da anlaşılacağı üzere bu teoriye göre yaşamın kökü olan tohumların evrene dağılmış şekilde bulunduğunu ve Dünya’ya yaşamın, yaklaşık 3.8 milyar yıl önce  evrenden, başka bir gezegenden, asteroidden veya göktaşından taşındığını öne süren teoridir.

    Panspermia teorisini simgeleyen bir resim

    Bütün bunların yanında  panspermia teorisiyle ilgili bilinmesi gereken en önemli nokta, bu teorinin yaşamın başlangıcının veya yaşamın kendisinin evrimiyle ilgilenmemesidir.

    Her ne kadar kulağa gerçekçi bir teori değilmiş gibi gelse de, aslında teoriyi destekleyen  pek çok etmen bulunmaktadır.

    Örnek olarak; uzayda, çok zor şartlara bile dayanabilen bir canlı türü olan arkeleri ve meteorların yapısını verebiliriz.

    Peki bu teori nasıl ortaya çıktı? Teoriyi destekleyen bulgular ve deneyler nelerdir?

    Panspermia Teorisi Nasıl ortaya çıktı?

    Panspermia teorisinin ortaya çıkması milattan önce 5.yüzyıla dayanmaktadır. İlk olarak Anaksagoras tarafından ortaya atılmıştır. Sonrasında uzun bir süre unutulan teori 19. yüzyılda tekrar gündeme getirilmiştir.

    Teorinin ilk gündeme getirilme sebebinin başında Dünya’nın başlangıçta çok sıcak olması ve yaşama elverişli koşulların olmaması geliyor. Çünkü yaşam için gerekli maddelerin pek çoğu bu koşullarda bulunamaz veya oluşamaz. Bu da akıllara yaşam için gerekli maddelerin Dünya’nın dışından gelmiş olabileceğini düşündürtmektedir. Bunun yanında bu teoriyi akıllara getiren 2 gelişme daha vardır. Bunlardan birincisi, Charles Darwin’in ‘Türlerin kökeni’ adlı eserinde Dünya’daki bütün türlerin kökeninin bir veya birkaç hücre çeşidinden geldiğini savunup, bu hücrelerin nasıl oluştuğu konusunda fikrini söylememesinden kaynaklanmaktadır.  Bu durum, bilim insanlarını evrim teorisini de göz önüne alarak başka bilimsel temelli teoriler üretmeye itmiştir. Üçüncü ve son gelişme ise Pasteur’ün  canlılığın cansız maddeden meydana geldiğini savunduğu teorisini çürütmesidir.

    Yaşanan bu gelişmeler sonucunda, canlılığın canlı bir atadan gelmesi gerektiği düşüncesi doğmuş ve bu canlı atanın Dünya dışındaki başka bir gezegenden Dünya’ya geldiği, hatta canlılığın kökeninin evrende  ezelden beri var olduğunu düşündürmeye başlamıştır.

    Panspermia Teorisini İlk ortaya atan filozof Anaksagoras

    Panspermia Teorisini Destekleyen Bulgular Ve Deneyler

    1-) Arkeler

    Arkeler, Dünya’da en zor koşullara bile dayanabilen canlılardır. Morötesi radyasyon, proton bombardımanları ve aşırı soğuklar da bu zor koşullar arasındadır. Uzayda sıcaklık yaklaşık -270 civarındadır. Her ne kadar bu dereceye dayanabilen bir arke henüz keşfedilmemiş olsa da ileriki zamanlarda hangi türlerin keşfedileceği merak konusudur.

    Arke

    2-) Tardigratlar

    Tardigrat, bir diğer adıyla su ayısı denilen canlılar en zorlu koşullara bile adapte olabilme yetenekleriyle tanınırlar. Bu canlılar, Himalaya Dağları’nın 6.000 metre uzunluğundaki tepelerinde ve  okyanusların 4.000 metre derinliklerinde de yaşayabilmektedir. Hatta bazı tardigrat türlerinin -271 derece ve +151 derecede bile yaşamlarına devam edebildiği görülmüştür.

    2007 yılında bu canlılar üzerinde bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmayla bir grup tardigrat Foton-M3 görevi ile uzaya götürülmüş,  10 gün boyunca uzay koşullarına maruz bırakılmıştır.

    Geri götürüldüklerinde normal bir şekilde yaşamlarını devam ettirdikleri  ve yumurtladıkları görülmüştür.

    Aynı şekilde 2011 yılında yapılan benzer bir çalışmada da aynı bulguların tekrarlandığı ve uzayda yaşayabilen bazı canlıların Dünya’da bile evrimleşebileceği keşfedilmiştir.

    Tardigrat

    3-) ALH84001 Meteoroidi

    Panspermia teorisini destekleyen en önemli bulgulardan biri de Antarktika’da keşfedilen ALH84001 meteoroididir. Yapılan araştırmalar, bu meteorun Mars’tan gelen bir meteorit olduğunu ve yaklaşık 3.6 milyar  yaşında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu meteoroidin üzerinde araştırma yapan araştırmacılar, meteoroidde bakteri benzeri karbonat damlacıkları ve demir oksit(magnetit) zincirleri bulmuşlardır. Bu yapılar, bakterilerin 1/200’ü kadardır ve bu bulgu panspermia teorisinin en büyük kanıtı olarak, hatta sadece panspermia teorisinin değil abiyogenezin kanıtı olarak da kabul edilmiştir. Aynı zamanda bu meteoroid günümüzde olmasa da eskiden Mars’ta yaşam olduğuna dair en güçlü kanıtlardandır. 2009’da bu çalışmayı yürüten David Mckay meteoroiddeki magnetit kristallerinden yola çıkarak bir zamanlar Mars’ta bakteriyel boyutta yaşam olduğunu keşfettiklerini açıklamıştır.

    ALH84001 Meteoroidi

    4-) D’Argenio Bulguları

    Panspermia’yı destekleyen diğer bulgu ise Bruno D’Argenio ve Giuseppe Gacci’nin 2011 yılında buldukları bir meteoroidi  incelemeleri ve kristal yapılara gömülü bir şekilde bulunan bakterileri keşfettiklerini açıklamalarıdır. Araştırmacılar, bu bakterileri etanolle yıkayıp çok yüksek sıcaklığa maruz bırakarak steril etmişlerdir. Bu işlemlerden sonra araştırmacılar, bu bakterilerin halen canlı olduğunu ve yaşamaya devam ettiklerini gözlemlemişler. Meteoroidde bulunan bu bakterileri kültür ortamında üretmeyi başaran bilim insanları, bu bakteriler üzerinde DNA analizi yapmışlar ve bu bakterilerin bacillus subtilis ile akrabalıkları olabileceğini ortaya koymuşlar. Yapılan bu çalışmalar sonucunda bu bakterilerin 4.5 milyar yıldır meteoroidin üzerinde olduğunu göstermiştir. Bu sonucun bize gösterdiği en önemli husus, bu bakterinin Dünya kökenli olmadığıdır. Çünkü 3.8 milyar yıl öncesinden daha da eskide hiçbir canlının hayatının olmadığı bilinmektedir. Bu da bu bakterilerin,  Dünya’dan bile eski olabileceğini düşündürtmektedir.

    Bacillus subtilis isimli bakteri

    5-) Viking Deneyleri

    1976 yılında Mars’a 4 farklı kez inen Viking uzay araştırma gemisinden birinde yapılan işaretli salınım deneyleri, yaşama dair birtakım izler verecek sonuçlar çıkarmıştır. Bu deneyin sonrasında yapılan  çalışmalar, elde edilen verilerin organik olmayan kimyasal reaksiyonlardan kaynaklandığını gösterse bile; bu deneyi hazırlayan araştırmacılar, verilerin  Mars’ta hayat olabileceğini gösteren metabolik faaliyetlere kanıt olabildiğini düşünüyor.

    Viking Uzay Aracı

    6-) Sporlar Ve Kristal Yapı

    Bazı canlılar, çok zor şartlar altında bile yaşamını sürdürmeye devam edebilir. Sporla üreyen bakteri ve virüsler de buna dahildir. Bu bakteri ve virüsler, zor koşullar altında kendilerini dondurup uzun süre bekleyebilirler. Bu yapılar, uzayın o zorlu koşullarında kendilerini dondurup, bir gezegenin üzerinde koşullar uygun olduğu takdirde üreyebilecek sporlu bakterilerin ve kristalize olmuş virüslerin yaşamı taşıyabileceğini düşündürtmektedir. Virüsler, tek başlarına yaşamlarını sürdüremeyecek durumda olsalarda evrimsel süreçlerinin nasıl olacağını tahmin etmek zor olduğu  için virüslerin bile canlılığın evriminde rolü olabileceği akıllara gelmektedir.

    7-) Meteoroidlerdeki Buluntular

    Pek çok araştırmacı, farklı tipteki göktaşlarını incelemişlerdir. Yapılan çalışmalar sayesinde meteoroidlerde aminoasitler(sol-el yapısında olanlar), bakteriler ve karbon keşfedilmiştir.

    Sol-el yapısındaki aminoasitlerin meteoroidlerde bulunması çok önemlidir. Çünkü Dünya’daki canlılığın büyük bir kısmında sol-elli aminoasitler yer almaktadır. Bu durum sonucunda göktaşlarının, vücudumuzda bulunan aminoasitlerin kökeni olma potansiyeline sahip olduğunu söyleyebiliriz.

    Sol-el Aminoasidi

    Sonuç

    Panspermia teorisiyle ilgili bugüne kadar pek çok deney yapılmış ve pek çok bulgu bulunmuştur. Bu çalışmalardan elde edilen veriler, Dünya üzerindeki yaşamın kökenini başka bir gezegenden veya göktaşından aldığını henüz kanıtlayamamıştır. Fakat çürütülememiştir de. Bu da panspermia teorisinin halen geçerliliğini koruduğunu göstermektedir. Aynı zamanda son zamanlarda yapılan çalışmalar sonucunda bazı gezegenlerde en temel yaşam kaynağımız olan suyun bulunması bu teoriyi güçlendirmiştir.

    Her ne kadar teori, henüz tam anlamıyla kanıtlanmamış olsa bile, gelecekte yapılacak deneylerin bu teoriyi netleştirme konusunda büyük katkıları olacağı aşikardır.

    Yazan: Nazlıcan GÜVENOĞLU

    Kaynak*

    Kaynak**

    Kaynak***

    Kaynak****

    YouTube Kanalımız

    Nazlıcan Güvenoğlu (Bronz Yazar)
    SBÜ- patoloji Nörobilim, biyoloji, psikoloji ve astronomi alanlarına ilgili

    Popüler Yazılar

    İlgili Yazılar

    Leave a reply

    Please enter your comment!
    Please enter your name here

    %d blogcu bunu beğendi: