Savaş Var!

” 28 Eylül 1928 sabahı güneşin doğumuyla uyandığımda, tıp alanında bir devrim yapmayı planlamıyordum… Ama sanırım tam olarak bunu yaptım.”  -Alexander Fleming.

Alexander Fleming – Savaş Var!

Biyomedikal bilimin en önemli dönüm noktalarından biri olan penisilinin keşfi, onu keşfeden Alexander Fleming tarafından işte böyle tanımlanıyordu. Penisilin, en eski ve yaygın antibiyotiklerden birisidir.

Peki, bu keşfin ortaya çıkışı nasıl oldu?

Mikrobiyoloji uzmanı olan Fleming aslında stafilokok adı verilen ve vücutta hastalıklara yol açan bakteri sınıfını araştırıyordu. Bir gün tatilden erken döner ve bakteri kültürü kaplarından birine bulaşmış olan küfün, stafilokokların üremesini durdurduğunu fark eder. Sonradan küf sporlarının içeriye açık bir pencereden gelmiş olabileceğini söyler. Küfü bir besi yerinde yetiştiren Fleming, küften elde ettiği özütün hastalığa yol açan bazı mikropları özellikle de difteriye yol açan bakteriyi öldürdüğünü saptar. Fakat bakterilerin bir kısmı – tifoya ve koleraya yol açanlar- ise etkilenmemektir. Ve küf özütü üzerine yaptığı deneylerde çok yüksek dozlarda bile hayvanlarda toksik etki oluşmadığını gözler. Daha sonra bu küf özütüne Penicilium (çürük küfü) adını verir.

1929’da elde ettiği sonuçları bir dergide yayımlayarak , penisilinin bakteri enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılabileceğini söyler. Fakat bu makale genel olarak görmezden gelinmişti.   O dönemden sonraki 10 yıl boyunca penisilinin potansiyeli üzerinde çalışmalar yaptı. Penisilin üzerine yaptığı çalışmalara devam etti etmesine ama bu onun için öncelikli bir konu değildi. Muhtelemen kendisi de penisilinin işe yaramayacağını düşünmüştü. Fleming, kendi başına büyük miktarda özüt elde edemez, saflaştıramaz ve kimyagerlerden yardım istedi. Bu sorun, başında Howard Florey’in bulunduğu Oxford Üniversitesi’nden bir ekip tarafından halledildi ve 1944’te seri üretime geçildi. (Penisilin ilaç yapımcıları; Fleming, Florey ve Chain, 1945 Nobel Tıp Ödülünü kazanmışlardır.) Bir keşfin %1 ilham, %99’u ter ise, bu başarıdaki aslan payının Florey’in ekibine ait olduğunu söyleyebiliriz. Hiç kuşkusuz penisilin 20. yüzyılın  en önemli keşfidir. Bugüne kadar toplam kaç hayat kurtardığını söylemek zor olsa da, en mütevazı tahminle 10 milyonu bulur. Ayrıca antibiyotik çağının başlamasına yol açarak daha da fazla hayatın kurtarılmasına da öncülülük eder.

Penisilin, çok önemli bir ilaç olmakla beraber, her antibiyotikte olduğu gibi bazı istenmeyen etkilere de yol açabilir.

Bunlardan en korkulanı penisilin alerjisidir. İlaç alerjisi her türlü ilaç ve her türlü dozda gelişebilir. Bu yan tesir yalnızca penisiline yüklenemez.

Doğal ve sentetik olmak üzere iki adet penisilin grubu var.

Doğal Penisilinler:

Penisilin-G: Streptokok, Pnömokok ve Stafilokok’ların duyarlı suşlarına bağlı şiddetli enfeksiyonlar : Bakteremi, pnömoni, endokardit, perikardit, ampiyem, menenjit ve diğer şiddetli enfeksiyonlarda kullanılır.

Penisilin-V: Penisilin V potasyum( Beepen-VK, Penisilin VK, V-Cillin-K), solunum yolu, orta kulak, cilt, sinüsler, yumuşak dokular gibi çeşitli enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bir antibiyotiktir.

Sentetik Penisilinler:

1- Amino penisilinler

2-Carboksi, Karbenisilin, Tikarsilin.

3-Penisilinaz dayanıklı penisilinler

İlaç alerjisi, her türlü ilaçla, hatta ağrı kesiciler ve vitaminlerle bile gelişebilmektedir. Bu sorunun çözümünde önemli bir tatbik, alerji testleridir. Sadece bu testler her vakit doğru sonuç vermediği benzer biçimde, hastayı yanlış olarak alerjik diye damgalamak veya test esnasında alerjik tepki gelişmesi benzer biçimde istenmeyen sonuçlar da olabilir. Bu nedenle penisiline karşı alerji olup olmadığını ortaya çıkarmak için meydana getirilen deri testleri doğru sonuçları her zaman vermeyebilir.

Bu savaş nasıl yapılıyor? Antibiyotikler nasıl saldırıyor? Bakteriler nasıl karşılık veriyor?

Bakterinin hücre duvarına: Sefalosporinler, Glikopeptidler ve Penisilinler silah olarak kullanılır. Bu antibiyotikler bakterinin koruyucu hücre duvarını kuşatarak yeni yapıtaşları oluşturmasını engeller ve böylelikle duvarı yavaş yavaş zayıflatırlar.

Plazma zarına: Polimiksinler ve siklik lipopeptidler silah olarak kullanılır. Bu antibiyotikler, bakterinin ince plazma zarına aynı bir koçbaşı gibi vurarak, sonunda parçalanmasına yol açarlar.

DNA ve RNA’ya Karşı: Lipiarmisinler, Kinolonlar, Sülfonamidler ve Rifamisinler. Bu antibiyotikler hücrenin genatik metaryali üzerinden Truva Atı gibi hücre içine sızar ve bakteriye içerden saldırırlar.

Ribozomlara Karşı: Makrolidler, Aminoglikozidler, Linkozamidler ve Tetrasiklinler sabotaj yaparlar. Hücrenin protein yapımından sorumlu organellerdir. Bu antibiyotikler ise deyim yerindeyse işin içine çomak sokarak, ribozomların iç mekanizmalarını sabote ederler.

Bakteriler ise 3 yolla kendilerini savunur:

1-Göğüs göğüse mücadele, antibiyotik molekülleri birer birer ortadan kaldırılır.

2-Antibiyotik molekülleri zardan pomplanarak hücre dışına atılır.

3- Hedef şekil değiştirir, böylelikle antibiyotik bakteriyi tanıyamaz.

Bu savunma mekanizmalarının genleri, farklı bakteri türleri arasında bile kolaylıkla hücreden hücreye aktarılır. Antibiyotik direnci de işte bu şekilde ortaya çıkar.

Antibiyotikler ve penisilin ile ilgili daha detaylı bilgi edinmek isteyenler linklere göz atabilir.

link.springer.com/article/10.5598/imafungus.2011.02.01.12

Antibiotics past, present and future.pdf

Yazan: Ecenur ÖZTÜRK

Kaynak: Neredeyse Her Şeyin Kökeni

Kaynak*

Kaynak**

Kaynak***

YouTube Kanalımız

Savaş Var!

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here