Sorgulamanın Sınırları

Newton fikirleriyle bilimin önüne geniş kapılar açtı. Cisimlerin hem yeryüzündeki hem de uzaydaki hareketlerinin birkaç matematiksel denklemle tanımlanabileceğini keşfetti.

Yine de Newton evrenin, kendi yasalarının ifade ettiğinden çok daha zengin ve gizemli olduğuna inandı ve “Dünya yaptıklarım konusunda ne düşünür bilemem ama kendi açımdan söylemem gerekirse, ben hala kumsalda oynarken arada bir sıra dışı düz bir çakıl taşı ya da deniz kabuğu bulan ancak önünde tümüyle keşfedilmemiş bir gerçeklik okyanusu uzanan küçük bir çocuğum.” demiştir. Aradan geçen yüzyıllar Newton`un bu söylediklerini fazlasıyla doğruladı.

Elbette, ormanda yiyecek toplayarak ya da bozkırlarda avlanarak hayatta kalabilme mücadelesi veren atalarımızdan, elektronların kuantum davranışları ya da kara deliklerin kozmolojik anlamları üzerine kafa yormalarını bekleyemezdik.

Çağlar içinde beynimizin boyutları büyüdüğü gibi, zihinsel yetilerimiz de gelişti ve çevremizi daha ayrıntılı biçimlerde anlama isteğimiz arttı. İnsan soyu, kimi zaman çeşitli aletler icat ederek, kimi zaman, örneğin matematikte olduğu gibi, sistematik ilişkileri belirleyen ifade biçimleri geliştirerek anlama sınırlarını her defasında daha da genişletti.

Tüm bu gelişmeler de insanı gündelik yaşamda görünenlerin ötesindekileri araştırmaya yöneltti.

Öğrendiklerimiz gerçekliğin doğasıyla ilgili anlayışımızda köklü değişiklikler gerektirdi. Böyle değişiklikler kolayca gerçekleşmedi. Bilim insanları tarafından incelendiler ve çoğu zaman keskin direnişlerle karşılaştılar.

“Şaşırtıcı olanla karşılaşmamak bilimde şaşırtıcı olur ” prensibi ile bir kuşağın bıraktığı bayrağı, öteki kuşak devralarak bilimi daha da geliştirdiler.

Yüzyıllardır insanoğlunun yeryüzündeki yaşama ortamına duyduğu merak, yaşam standartlarını yükseltecek bir etkinliğe bürünmeye başladı. Olağan gibi görünen olayları anlama çabası, aslında dünyanın gizemlerle dolu bir yer olduğunu ve bunları çözümlemek gerektiği gerçeğini doğurmuştur. Geleneksel bilim sadece anlamaya ve çözmeye gereksinim hissetse de, ileri safhalara bölünen bilim türleri sadece çözmeyi değil çözümden öte ilerlemeyi de kapsar.

Geçmişe bakıldığında en önemli sayılan bilim dallarından bazıları matematik, geometri, gök bilimi ve tıptır. Çok çeşitli matematiksel çözümleme sistemlerinin geliştirildiği ilk zamanlardan bu yana hala yeni formüller, sistemler, kuramlar geliştirilmektedir ki bu da bilimin sürekliliğine bir örnektir.

Sorgulama her keşif ve ispatlanan her teoriden sonra yeni sorular ve cevap bulma arayışı ile devam edecektir. Sorgulayan beyinler yok olmadıkça , sorgulamanın da sınırı ve sonu olmayacaktır.

Sorgulamanın Sınırları Yazan: İ. Kaya 

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here