Vücudumuzun İçinde Yalnız Değiliz

Bizi Sağlıklı Tutan Mikroplar..

İnsan vücudunda yaşayan ve patojen olmayan bir bakteri ilk kez 1885 yılında sağlıklı bir çocuğun bağırsağında gözlendi. O zamandan beri, yirminci yüzyıl boyunca insan vücudunun ağız ve burun boşlukları, cilt ve ürogenital sistem gibi bölgelerinde diğer kommensal (yani konakçıyla uyum içinde yaşayan) bakteri toplulukları keşfedildi. O dönemde genellikle mikroplar insan sağlığı için zararlı kabul ediliyordu ve ilk zamanlar önemleri anlaşılamadı. Sekanslama teknolojilerinin gelişmesiyle yapılan çalışmalar, artık mikrobiyota olarak adlandırılmakta olan bu kommensal bakterilerin normal fizyolojideki rolünü aydınlatmaya başladı.

Bu mikrobiyal topluluklarla insan ev sahipleri arasındaki çift taraflı ilişkide ev sahibi insan, bakteriyel çoğalma için gerekli besinleri sağlarken mikrobiyal topluluklar da zararlı yani patojen bakterilere karşı savunma, bağışıklık sisteminin gelişimi ve olgunlaşmasını şekillendirme, besin ve lif sindirimine yardımcı olma, bazı vitaminleri üretme ve zenobiyotikleri (zararlı kimyasallar) metabolize etme gibi görevler üstleniyorlar. Mikrobiyota terimi, bir çevrede bulunan bakteriler, arkeler ve tek hücreli ökaryotlar (ve bazen de virüsler) gibi bütün mikroorganizmaları ifade ederken, mikrobiyom terimi ise mikrobiyotanın içerdiği genomik materyalin toplamına verilen addır.

Şu an vücutta yerleşimine göre beş büyük mikrobiyom bölgesi bulunmakta: ağız boşluğu, burun boşluğu, deri, genitoüriner (üreme-boşaltım) sistem ve gastrointestinal (mide-bağırsak) kanal. Bu farklı anatomik bölgeler içerisinde daha spesifik mikrobiyal habitatlar da bulunuyor. Örneğin ağız boşluğu için söylersek dil, yanaklar ve dudaklar gibi. Barsak mikrobiyotası açık ara en yoğun ve çeşitli mikrobiyal topluluğu oluştururken kadınlarda alt genital yollarda sağlıklı bir mikrobiyota Laktobasil denen bakteri türleri tarafından oluşturuluyor. Laktobasiller laktik asit üreten bakterilerdir ve bu yolla genital kanalda düşük, asidik bir pH oluşturarak diğer birçok bakterinin çoğalmasını önlerler. Uzun zaman steril olduğu düşünülen üst genital kanalın yani uterus (rahim) içinin de daha az yoğunlukta ve farklı laktobasil türleri içeriyor olmakla birlikte kendi spesifik mikrobiyotasına sahip olduğu ve bu mikrobiyota varlığı ve sağlığının gebeliğin oluşup yerleşmesinden doğuma kadar olan süreçte büyük önemi olduğu son yıllarda artan şekilde gösterilmiş bulunuyor. Disbiyozis olarak adlandırılan mikrobiyota düzensizliği, gerek doğal yollarla gebelik oluşumu gerekse de tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerindeki başarıyı etkiliyor; gebelik oluşsa dahi tekrarlayan gebelik kayıplarına ve erken doğuma yol açabiliyor.

Mikrobiyom konusuda artan bilginin bir sonucu olarak, probiyotikler olarak adlandırılan bakteriyel tedaviler üzerindeki çalışmalar da hızla artıyor. Hedefe yönelik olarak tasarlanmış probiyotikler bozulmuş mikrobiyotayı yenileyebilir, sağlıklı ortamı yeniden oluşturarak enfeksiyon ve hastalıkların tedavisinde ümit vaat edici olabilir.

Vücudumuzun İçinde Yalnız Değiliz

Yazan: Alev Özlem ÖZDEMİR

Kaynak*

YouTube Kanalımız

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here